5 Eylül 2009 Cumartesi

Bulunamadım MI

Aklaşan grilikte duruyorum -
yeşilleşen mavilik
kararan saydamlık
azalan tirşe:
o mor
hiç olmadı
mı?

O tek renk
bulunmadı
mı?

Kızıltılı
kahve
rengi

Siyah
Beyaz.
Ah,
az -
hiç olmadım
mı?

Bulunamadım
mı?

1 Eylül 2009 Salı

YOL

Tatil dedikleri şey -herkes için farklıdır lakin- benim için tam anlamıyla "bu" olsa gerek.

Sizi bilmem ama yoruldum ben bu yaz. Dolandım durdum, durduğum yerde boğuldum. Uzun, manasız, amaçsız, öylesine yolculuklarımdan sonra nihayet yazın bitimine doğru kendimi ait hissedebileceğim bir yer buldum. Olympos dedikleri, şehir efsanesi gibi bir yer. Gitmeyen çok az insan kalmıştır eminim; lakin ben kimsenin haberi yokmuş gibi anlatmaya devam edeceğim....


Yolculuğum 25 ağustos günü 20:30 sefer sayılı bir varan otobüsünde başladı. 12 saatlik yolun stresini ilk dakikadan itibaren hissetmeye başlamıştım. Ayrıca bütün yaz boyunca seyyah gibi bir oraya bir buraya sürüklendiğim halde umduğum huzuru yakalayamamam içimdeki heyecanın üstüne acaba'larını salıyor ve ne yazık ki bu savaşı acaba'lar kazanıyordu. İşte bu ruh hali içinde, içimde kopan dünyanın en komik savaşının patırtıları dışarıya "asık surat" olarak yansıyordu. Bu yüzden yolculuğuma, son saatlerine kadar, " evde oturup Klimt puzzle'ımı bitirseydim ya... " iç sesi eşliğinde devam ettim. Gece yolculuğu ile birlikte düzgün uyku saatleri olan insanlarla yolculuk yapmanın sevimsizliğini yaşadım. Zira gecenin ilerleyen saatlerinde, bana eşlik eden bütün arkadaşlarım çoktan derin hülyalara dalmıştı. Ben ise uykusuz ama uyuşuk halimle bir kenara kıvrılmış kulaklıklarımla yol çizgilerini izliyor ve aynı anda hem arka koltukta oturan Homer Simpson'ın horultularını bastıracak kadar yüksek hem de önümdeki koltukta ikamet eden, çıplak ayaklarını koridordan gördüğüm tuhaf kadının uykusunu bölmeyecek kadar hafif olan o ideal ses derecesini bulmaya çalışıyordum. Yolun geri kalan kısmında hayalgücüme binlerce kez teşekkür edip sıkkınlığımı "türkler uzayda " , "Kezban Paris'te" , " İrem havaalanında" konu başlıkları altında saçmasapan hayaller kurup kendi kendime gülerek geçirdim.

- Ya işte okur, buğulu gözlerle otobüs penceresinden dalgın - düşünceli cama bakanlar "geçmişte yaşadıkları çok acı bir olay"ı değil de, çoğunlukla bunun gibi saçma şeyleri düşünür. Gör artık. -

Yolculuklarımda "mola" kavramı benim için her zaman can sıkıcı olmuştur. Özellikle gece yolculuklarında, uykulu, uyuşuk insanların otobüs sıcaklığında hımbıl kedi davranışlarının, duran otobüsün artık düzenli yol sesinden mahrum kalmış sessizliğinde, kapıların açılmasıyla içeriye dolan buz gibi hava eşliğinde neredeyse hava kadar soğuk, hoşnutsuz insan davranışlarına -tekrar- dönüşmesi, zat-ı alimin huzurlu hayallerini paramparça ediyordu. Doğanın sesine kulak veren otobüs ahalisi, kişiden kişiye değişen mide ya da bağırsak yönlendirmesi ile dinlenme tesisi denilen, dünyanın en sevimsiz mekanının ilgili bölümlerine ilerlerken ben ve yeni uyanmış arkadaşlarım da ihtiyaçlarımızı sıraya dizip yarım saat içinde planlı programlı hareket edersek hepsini giderebileceğimiz yönünde hesaplamalar yapmak suretiyle harekete geçmiştik. Mola bitiminde hepimiz sıcak çorbalarımızı içmiş, bağırsak faaliyetlerimizin gereğini yerine getirmiş insanlar olarak yolculuğumuza devam ettik.

Aşağı yukarı benzer olaylar diğer molada da vuku buldu. O yüzden burda tekrarlamayı gerek görmüyorum, eğer çok merak ettiysen neler olduğunu, bir dahaki yaz sen de gel. Bak alenen davet ettim, gel, cidden gel. Kalabalık zengin duruyor.

Ehm, herneyse...





Efendim 2. molayı da atlattıktan sonra, havanın aydınlanmasıyla otobüs ahalisinin - başta arkadaşlarım olmak üzere- gözleri birer birer açılmaya başladı. Kahvaltı servisi sebebiyle koltukların dik konuma getirilmesi uyarısı da öndeki vicdansız insan evladı yüzünden bacakları tutulan kimileri için bir umut ışığı olmuş, hem mideler hem bacaklar bayram etmişti. Antalya yolunun dağlarla, dağların makilerle çevrili olması midelerden sonra gözlere de ziyafet çektirmiş, varılacak yere yaklaşmanın verdiği heyecan otobüs içinde dalga dalga yayılmaya başlamıştı...





* Aslında bu yazı, bir yazı dizisi halinde hazırlanma amacı güdülmeden yazıldı lakin ayrıntıları sevdiğimden, daha yolculuk kısmını bile bitiremediğimden ve karnım acıktığından şimdilik ara veriyorum.

DEVAM EDECEK...