Dondum kaldım.
Şaşırdım elimde kalemle karşımda da beyaz bir sayfa görünce. İçimde bir kıpırdanma oldu sanki önce; ama çok da sürmedi. Deli gibi panikledim sonra.
Hala panikteyim.
Geçer mi bilmiyorum ama şu an'ın kaderini etkileyeceği kesin. Ya da susarım olur biter. Patlarsa içimde patlar.Ama yok... Kendimi mutsuz etmek istemem, hiç.
Devam öyleyse...
Ama ne ile?
Bugün kaktüsümün büyümesine tanıklık ettim. Aslında aldığımdan bu yana (eylül 2008) pek farkında olmamıştım. Farkında olmak için umursamak gerekir ya, ondan. Ama beni çok şaşırttı bugünlerde.Aklımı başıma getirdi biraz sağolsun. Onun da yaşayan bir canlı olduğunu unutmuş, ona süs bitkisi muamelesi yapmaya devam ediyordum az kalsın.
Birkaç gündür bir evrimin peşinde.
Başlarda yine çok umursamamıştım üzerinde yeni yeşeren o garip, uzun oluşumu. Ama o, benim gözüme sokmak istercesine onu büyütmeye devam ediyor. Şimdilerde yarın nasıl - daha doğrusu ne kadarlık- bir süprizle karşılaşacağımı merak eder oldum. Ve dahası, müthiş bir sevgi besliyorum ona karşı. Ve çok heyecanlıyım bütün sürprizleri için.
Bu yüzden bugünü not etmek istedim, öyle.
......
Yazmayalı kendime işkence etmeye başladım ben. Sonra, bu şekilde daha fazla dayanamayacağımı anladığımda şiddetini azalttım. Ara sıra hala çok mutlu oluyorum. Bu yüzden umudu hak ediyor hayatım.
Umut da bir başka kararı getirdi peşinden ama... bu kez "ya sev ya terk et" cinsinden.
Onun sertliği var bu aralar bende. Plan da olsa yine de sonuçları için belirsizlik sürüyor. Ya da sürsün istiyorum, sürpriz istiyorum.
Öfkeleniyorum ben.
Çok öfkeleniyorum.
Öfkelenebildiğim için mutluyum çünkü bu kararım karşısında beni daha dirençli kılıyor. Öfkemle besleniyorum ama öfke daha iyi bir araca dönüşüyor. Dünyaya bağırıp çağırmıyorum ama çok değişik bir şeyler oluyor, hissediyorum.
Ben belki hiçbir zaman hayal ettiğim, o gözlerinden şimşekler çıkan masal kahramanı gibi olamayacağım. Çünkü belki ben gerçekten de kırılganım ve kırıklarımı zırhlarla kapatmam beni daha güçlü yapmıyor eğer hala gözlerimden yaşlar akıyorsa.
Belki ben safım.
Ve belki hiçbir zaman anlayamayacağım ne zaman aldanacağımı, aldatılacağımı...
Ama bir şekilde fark ettim, etmeye de devam ediyorum. Ne olduğunu bilmiyorum, bir kalıba sokamıyorum. Çünkü sanırım, bu gelen sadece gerçek ben.
Uzun zamandır güvenebileceğim bir şey arıyordum, onun üzerine bir hayat inşa etmeyi bekliyordum.
Sonra bulamadım....
Sonra hayatım paramparça olmadı ama her şey sıradanken ben parçalandım kimse bilmeden.Şimdi kabullenmeye çalışırken bir şey buldum.
Ben artık gözlere güveniyorum.
Bambaşka bir şey bu, bana özel bir şey mi yoksa görmeyi bilenler için mi bilmiyorum ama şimdilik bu kadar.
Kış, soğuk çabuk bitsin artık hayatımın karanlık zamanları.
Çünkü biliyorum ki güneşin geri gelmesiyle ben de yeniden doğacağım. Bu bir seçim, karanlıkta beni besleyecek bir şey yok.
Yeterli vaktim vardır umarım.
Şu cümleyi yazdığıma inanasım gelmiyor ama eksik ve fazla , ben, kendim, kendi kendime umut ediyorum.
Yani unumu eleyip eleğimi asmak istiyorum
Ama;
Bunu gerçekleştirirken acayip de bir şov hazırlığı içindeyim.
30 Ocak 2009 Cuma
7 Ocak 2009 Çarşamba
Film
İşte yine başlıyoruz. Kalınan noktadan gelişmiş ve değişmiş olarak başlamak ne garip bir duygu. Küçümsemek değil de ağırbaşlılıkla karşılama aşaması sanırım. Sonrası hafife almak olacak muhtemelen. Neyse, kendinibilmez bir halde sırf ihtiyaçtan yine burdayım. Mana aramaktan vazgeçtim, aradığımda "hiçbir şey benim düşündüğüm gibi değilmiş meğersem" yanılgısından sıkıldım çünkü. Kafa karışıklığımla sarhoş oluyorum herhalde. Yoksa çıkmazdayken bu kadar çok gülümser mi insan haline... Tamam, anladım ben. Havada dönüp duran o nesneler - ya da nesne olmayanlar- hiçbir zaman yerlerini bulup kurulamayacaklar. İyi, dönsün dursunlar öyleyse. Müthiş bir bıkkınlık var şimdiye kadar didiklediklerimle ilgili. Hissizleştiğimi sanıyordum lakin öyle değilmiş. Kendimi içime çekiyormuşum meğer. Hala orda olduğunu bilmek güzel ama, orda da kalsın zaten lüzumu yok dışarı çıkarmaya. Bambaşka biri işte, yüzün aynı kalması tanınmak için yeterli değil. Sorular bir yana akış halinde olan bir şeyler var kapılıp gittiğim. Etrafımda kıyamet kopuyor da ben kulağımda kocaman bir kulaklıkla sadece o yunus sesleriyle beraber yürüyorum sanki. Film ki bu izlediğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)