22 Temmuz 2011 Cuma

Aklımda

görünce belki anlarsın.gözlerine bakınca kesin anlarsın.gülüşü.kısar gözlerini.bakmışsın parlıyor.görünce.birden.ne yapsan boş.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Prednol 1000 mg

Merhaba.

Bugün ilginç bir gündü. Aslında, sanırım, sıradanlığa yol alarak hala devam eden ilginç bir gün. Neyse.

Ben bugün aylık rutinimi yerine getirmek üzere uzun süredir müdavimi olduğum bir özel hastaneye gittim. Temiz, ferah ortam, sevdiğim bir hemşire... Her şey her zamanki gibi, normal, ne güzel... diye düşünmek iğneden tiksinen bünyemi, bir damar girişi açılmasına daha katlanabilmesi için pek motive etmedi maalesef. Biraz gergin, biraz tedirgin yatağımda uzanıp refakatçimle hemşiremi beklemeye başladık. Son 4 aydır olan sıkı birlikteliğimiz neticesinde adımı sonunda öğrenmeyi başaran hemşire kişisi - güler hanım - isminin de verdiği motivasyonla gülümseyerek yanıma geldi, kısa bir hal hatır sorma seansından sonra da - ne yazık ki - sadede gelindi. Elimin üzerinden bir damar girişi açıldı, derdimin dermanı ilacım serum eşliğinde damarıma zerk edilmeye başlandı. Başta her şey normaldi. Kolumda iğne olması fikrine alışma aşamasıydı, acıyordu biraz ama geçerdi. Ama sonra beklenmedik bi şey oldu ve benim güzel alerjik bünyem ilaca tepki gösterdi. İlaç dediğim şey, yüksek dozda kortizon - kısaca kortiş - olunca hastanede bir panik havası oldu. Ve resmen sevgili okur, o an orda ben, hastane çalışanlarının aklından geçen, "hastaya bir şey olursa üzerimize kalmasın" düşüncesini büyük puntolarla hastanenin her yanında gördüm. Sağolsunlar, var olsunlar. Kortizonu kesip beni çok sevgili çapa tıp fakultesine yollamaya yeltendiler. İtiraz etmedim. Refakatçim ile beraber bir taksiye atlayıp mecidiyeköyden çapa yollarına vurduk kendimizi. İçimizden "sıra-kuyruk- yetersiz ilgi - öf" diye söylenerek. Neyse efendim, yarım saatlik bir yolculuğun ardından hastaneye ulaştık. Nöroloji departmanına ulaştığımızda ise ilk işimiz kayıt yaptırmak, sonrasında bir doktor ile görüşmek oldu. En son gittiğimde harabe halinde olan nöroloji katının yenilendiğini gördüm bu arada, hala havasız da olsa ortak bekleme salonunun artık bir kliması olması sevindirici. Herneyse, görüştüğümüz doktora derdimizi anlattık. Bize ilk söylediği şey, iğnenin yanlış yerden takılmış olduğuydu. Şikayetlerimin bundan kaynaklı olabileceğini söyledi. Alerjik durumun tehlikeli boyutunda olmadığımızı, ilk 5 dakika içinde ölmediğimi, hala hayatta olduğumu kanıt göstererek anlattı. Ama yine de önlem alınması zorunlu bir durumda olduğumu ve ilacın bi an önce kesilmesinin mantıklı bir karar olduğunu vs vs vs... de ekledi. Ve ilaçlara karşı alerji durumumu öğrenmek amacıyla beni alerji polikliniğine gönderdi. - biliyorum, biliyorum, çok sıkıcı, sana ne bunlardan filan ama ben bunları not etmeliyim. istersen okuma. aslında gerisi daha eğlenceli. gerçekten. biraz daha sabredersen, ehm, neyse - Alerji kliniğine gidiş, gün alış, kortizon almassam ölür müyüm soruları vs... ile hastanede bir saate yakın bir zaman geçirdikten sonra, üstüne para verip kötü hizmet aldığım özel - parayı alırız, gerisine karışmayız- hastanesi ile alanında uzman, kültür seviyesi yüksek, her soruya geniş kapsamlı açıklamalarla karşılık veren çalışanlarına sahip, devletin ücretsiz hastanesini kıyaslama fırsatı buldum ben de bu arada. Çapa Tıp Fakültesi Eğitim Ve Araştırma Hastanesi - en azından benim muhattap olduğum nöroloji bölümü - sağlam bir hastanedir, iyidir, güzeldir. Bilmeyenlere duyuralım bu arada.

Neyse, hastane çıkışı birkaç aile içi görüşme yapıp iç rahatlatma görevimi de tamamlayınca refakatçimden ayrılıp taksi ile eve dönmek üzere yola koyuldum. Bu sırada yanımda taşıdığım kortişler sıcaktan ısınmaya başlamıştı. Ve bu durum bende biraz paniğe neden oldu. Bu nedenle taksiye bindiğimde ağzımdan çıkan ilk cümle " yanımda sıcaktan etkilenebilen ilaç taşıyorum, klimayı açabilir miyiz acaba" oldu. Alelade sorulmuş bir soruydu aslında bu çünkü hayır açamam gibi bir cevap beklemiyordum. Ama işte, insanın hayatında her şey beklentiler doğrultusunda gerçekleşmiyor. Taksici bana tam da "hayır açamam", "çok yakıyor" dedi. Ama... dedim. İlaç dedim... Dinletemedim. E öyleyse inerim ben bebeyim dedim. -Şaka şaka, bebeyim demedim. Demiş olsaydım bebeğim derdim hem. - Neyse, tamam dedi yolun ortasında indirdi beni kalleş... Arkamdan da daha 2 adım bile gitmemiş olmamıza rağmen " 1,5 lira borcun var" diye bağırdı utanmaz arlanmaz. Gece uyuyamamış olmanın verdiği bitkinlik, kortiş problemi ve sıcak bir olmuş omuzlarımda oturuyorlardı zaten ama bunların üstüne bir de taksici terbiyesizliği eklenince - taksici terbiyesizliği diye bir kavram var, evet- resmen çileden çıktım okurcuğum. "Benim param sende kalır ama senin paran bende kalmaz yiğido" gibi beylik laflar etme isteği içinde olduğum halde 5 karış suratla aman al paranı ne yapacaksan yap sıkıldım havasında bir an önce kendisinden kurtulmak için tam çantamı kavramıştım ki taksinin içinden bir nida yükseldi.


Duyduğum cümle şuydu : " Benn böyleee bir insan değilimmm yaa!! "

Sevgili buyazıyışuanokumaktaolankişi, sana anlattığım şu an, hayatımda yaşadığım en tuhaf anlar top 10 listesine inan bana bir numaradan giriş yaptı. Yolun ortasında adama bakakaldım. - bakakalmak- Benim şaşkınlığım geçmemişken henüz, arabaya geri binmem konusunda ısrar etti. Ben de " senin o güzel hatrın için..." diyip tekrar bindim. Özel hastane faciasından sonra hayat ile ilgili bildiğim ama pratikte çok karşılaşmadığım ikinci bir durumu daha yaşadığımı fark ettim. Taksici resmen, karşımda vicdan muhasebesi yaptı. Kazanacağı para ile bozulabilme ihtimali olan ilaçlarımın tarafları olduğu bu iç kavgayı - sevinerek söylemeliyim ki - ilaçlarım kazandı. Üstüne özür diledi bir de tabi ki. Sonra da ,yaptığım telefon görüşmesinden sanırım, hastalığımla ilgili fikir sahibi olup durumunu anlıyorum mesajı verdi. İki taraflı yelkenler iyice suya indi. Vıcık vıcık oldu böyle. Biraz konuştuktan sonra bana, - işlerinin kesat olduğunu, bu nedenle de canının sıkkın olduğunu öğrendim bu konuşma esnasında - kendi babasını kaybediş hikayesini anlattı biraz. Ve ben kendimi bi anda, 10 dk önce deliler gibi sinirlendiğim, içerlediğim ve üstelik hiç tanımadığım bir adamla dertleşirken buldum. Bu çok güzel bir duygu okurcuk. Evime varmak üzere olmasaydık eğer, resmen kendimi tutamayıp "kenara çek kerata, sarılıcam" diyecektim. Öyle bi güzellik, öyle bir anlaşma, anlama, paylaşma. Ay neyse, romantikleştim yine. Neyse efendim, ne diyordum, öhm... Evimin önüne bıraktı beni, helalleştik. Belli üzülmüş adam, pişman olmuş davranışı için. Birbirimize iyi dileklerde bulunarak yollarımızı ayırdık. Ben de apartmanıma doğru yollandım. Yorgunluktan olsa gerek, 2 katı, merdiven ile çıkmak bile zor geldi. Eve attım kendimi sıcaktan kızarmış yorgun bir suratla. Kapıda kedilerim karşıladı beni. Kuki beylerin kapı açıldığı an apartmana kaçma planları olmadığını bilsem yine gözlerim dolardı herhalde, duygusal olarak hassas olan an, henüz sona ermemişti çünkü.

12 Temmuz 2011 Salı

ÖTEKİ

Midem bulanıyor.

Anlatmamaya çalışarak nasıl anlatacağımı bilmiyorum. Anlamanı istemiyorum ama bil de istiyorum aynı zamanda. Sez işte. Ama başını büyük bir olgunlukla, hafifçe sallayarak "paylaşıyorum, geçecek" diye düşüneceksen sez. Yoksa görme bile. Ne bileyim git ve bana "kendimi seviyorum" de. Sonra yeri ve zamanı gelince bir bira ile kıyaslandığımda, birayı seç ve git işte. Özne bu değildi, hala değil. O, hikayede en çok payı olan en gereksiz kişi. Durduk yere eleştiren o. Rahatla diyemeyen. Rahattır ama. Hep. Kafanı yeterince karıştırdıysam, yolumu asla bulamayacaksan, gözlerini de bağladıysak... devam edeyim. Çünkü devam etmeliyim. Uyuyamıyorken, düşünüyorken, engel olamıyorken.

Midem bulanıyor.

Keşke nedenini bilmesem. Keşke " bıdı bıdı bıdı.. ve işte hepsi bu, bu kadar" diyebilsem gönül rahatlığıyla. O kadar değildi. Bilmeni isterim. O kadarı, bilmeni istediğim işte. Kalan kısmı bilmeni çok istediğim. Ama işte. Midemi bulandırıyor.



Ne kadar yanlış bir yer. Aslında anlatmak istediğim bu değil. Bu, ben en haşinken... Sakinken daha farklı. Daha düzgün, daha tutarlı ve daha umutlu, daha seven. Murathan Mungan'ın "içselleştirme" dediği şey mi bu. Adam bu sefer haklı değil beyler. Şu an en içimde. En çok burda olan. Sonra tutup öteki geliyor işte. Eğleniyoruz.

Ötekinden de bir cacık olmuyor. Ne kana karışıyor, ne tamamen ayrılıyor. Böyle, askıda. Eğlenmeye hazır.

Aptal.


Öteki ben değil, hayır.
Öteki, ben değilim.




Midem bulanıyor.