7 Aralık 2018 Cuma

Değil Mi?

Gördün işte dolup taşıyorsun.
Dizlerinin altından, hiç sevmediğin o kısa pantolonunun derin ile buluştuğu noktadan her yere akıyorsun.
Üstelik içinde tutmanın bir marifet olduğunu sanarak!
Gözlerinin dışarıya bu kadar kapalı olması beni hep çok şaşırtıyor.
İçinde dolup taşmakta olan bir şeyin olduğunu pürüssüz bir kesinlikle bilirken,
paçalarından akmakta olduğunu görmüyorsun.

Sensin, o.
Kendinden uzaklaştırdığın.
Rüyalara sardığın,
Kalk ve sor kendine,
Sor herkese;
Uyanmak istemez misiniz, o sıcak uykunuzdan?
Ya siz bayım?
Siz tatlı kadın?
Benimki gibi, değil mi rüyalarınız?


30 Kasım 2018 Cuma


O günü sıklıkla hatırlıyorum. Bazen kendime bir şeyler anlatmaya çalıştığım için. Çoğunlukla, hatta neredeyse hiçbir zaman anlayamama rağmen. İçimde bana direnen bir yer var. Bir yaz gecesiydi. Tatil için gittiğimiz yazlığın açık balkon kapısının önünde çırpınan arılar görmüştüm. Uyumadan önce odayı ilaçladığımda, odadaki varlıklarından haberdar değildim. Ben uyurken zar zor balkon kirişine kadar ulaşmışlar. Uyandığımda orada, yerde, öylece çırpınıyorlardı. Hayatta kalabileceklerine ihtimal vermedim. Çektikleri acıyı sonlandırmak tek isteğimdi. Hepsini öldürdüm. Bunun beni çok kötü hissettirdiğini hatırlıyorum. Nasıl bir kararlılıkla yaptığımı da. Elimden tek gelen şey elimden hiçbir şey gelmeyen çırpınışlara son vermekti. Tanrıyı mı oynamıştım? Sanmıyorum. Çünkü dayanamadım. Ama bir karıncayı bile incitemeyen, adil olamamaktan ölesiye korkan, emin olamayarak her seferinde kendini çiğneyip geçen ben nasıl böyle bir kararlılık göstermiştim? Yıllar sonra olayın kafamı kurcalayan yanı bu sanırım. Neden yaşayabileceklerini düşünmedim? Ve nasıl öldürebildim?  
Bazen zayıf olduğumu düşünüyorum. Gündelik hayatta gündelik insanların kolaylıkla yaptıkları şeyler benim için zorlayıcı olabiliyor. Psikologların davet edildiği bir programı dinlerken aklımda kalanlar geliyor sonra aklıma, yeniden. Anksiyeteli insanlar olağanüstü bir durumla karşılaştıklarında sıradan insanlara göre çok daha hızlı karar alıp uygulayabiliyorlarmış.
Olan bu muydu? Doğru şeyi mi yapmıştım?
İstemeden sebebiyet verdiğim şeyi o zaman daha çok düşünmüş ve kendimi iyiden iyiye suçlamıştım. Şu an öyle hissetmiyorum. Orada olduklarını bilmiyordum demek artık benim için yeterli. Daha fazlasına ihtiyacım yok. Farklı konularda şimdi dönüp baktığımda gereksiz yere kendime çektirdiğim onlarca vicdan azabından sonra bugün bu konuda en azından rahatladığımı fark ediyorum. Acımasız olduğum birkaç konuda daha hatta. Kendimde hiçbir yanlış görmüyorum. Kararlılık benim için alışılmadık. Ama bir şeylerin üstünü kapamaktansa zerre şüphe etmeyecek noktaya evrilmek daha önemli. Sorumluluklardan sıyrılmak mı bu? Gereksiz yere yüklendiğim, hiçbir zaman gücümün yetmeyeceği bütün o her şeyin yükünü üstümden sıyırma aşamaları mı? Belki.
Her zaman bilincimin ötesinde, hayatım akıp giderken arkada bir makinenin tıkır tıkır işlediği duygusuna kapılıyorum. Sakinlikle karşıla ve yaşa. Arkada makine çalışıyor ve o halledecek. Sanki günlük hayatımda yaptığım şey sadece makineye ihtiyacı olan parçaları bulmak. Anlamlandıramasan bile merak etme, makine halledecek. Kendinden ve diğer hiçbir şeyden emin olamayan benim bu kadar sağlam bir şekilde dayandığım bu makine ne? Neden ondan neredeyse hiç kuşku duymuyorum? Bu bana verili olan bir şey mi? Benim aklımla şüphelerinden arındırdığım bir şey olmadığına göre, daha yüce bir güce mi inanmalıyım? Emin olsam da bunları sormaktan kaçamıyorum. Düşüncelerim konusunda kaçtığım çok az şey olmuştur zaten. En cesur olduğum yer. En korkusuzca daldığım. En çok uzaklaştığım. Uzaklara gittiğim. Bunu söylerken aklıma hep okyanus geliyor. Uzaklara gitmenin kafamın içinde karanlık ve sonsuz okyanuslarla bir bağlantısı var. Bir okyanus fotoğrafı gördüğümde öylece donup kalmamın nedeni de bu sanırım. Uzaklara gitmek bir anlamda kaybolmak gibi geliyor belki. Ya da yapayalnız olmak. Yalnızlık ve kaybolmak, ikisinden de her zaman çok korktum. Şu anki gibi bir bilinçle bile değil, bilmezken bile. Her zaman. Bugün artık yalnızlığın beni beklemesi eskisi kadar ürkütmüyor. Zaten öyleyim. Bunca yıllık çırpınışlarım bir kapı kirişindeki o arılar gibi acımasızca söndürüldü. Arı tarafından bakınca, zerre canım yanmadı. Çünkü zaten çok acıyordu. Artık en azından bu konuda derin bir nefes çekebilirmişim gibi geliyor o okyanus manzarasından içime. Tertemiz ve ıssız. Mis bir tazelik dolduruyor içimi sanki. Küçük korku kıpırdanmaları ile beraber.
Aklımdaki diğer güçlü anıyla bağlantılı bu korku kıpırdanmaları. Onlarla işim, hala bitmedi. Anım şöyle:  Lisans dönemimde bir kez bir sınava geç kalmıştım. Sınavın yapıldığı salonlar okulun en üst katında ve bir şekilde, karmaşık bir yoldan ulaşılan yerlerdi. Ben panikle çıkacağım merdivenleri karıştırmış ve aynı yerde birkaç kez turlamak zorunda kalmıştım ulaşana kadar. En büyük kabusum. Gerçek anlamda hem de. Rüyalarımda, en stresli olduğum zamanlarda gördüğüm tek şey bunun varyasyonları. Bir yere erişememek, zaman kaybetmek, yön bulamamak. En korktuğum şey bu.
Şu an net bir şekilde hayata yetişememekten, geride kalmaktan korktuğumu görebiliyorum. O zamanlar için işler bu kadar net değildi. Sanırım geleceği hissetmişim bir şekilde. Olabileceğim şeyden kurtulamamışım yine de. 10 parmağımla, 10 tane elim varmış gibi tutunmaya çalıştığım bu dönemde bile bu benim için içine girip sıklıkla yıkandığım derin bir korku havuzu. Belki yeterince çabalamıyorumdur. Ya da yine, belki yanlış çabalıyorumdur. Sanki önümden itelediğim, halının altına süpürdüğüm bir şeyler var. Belki kaçınılmaz olanı yaşamak istemiyorumdur.
Yeni bir yol bulmanın imkansıza yakınsayan zorluğunu yaşıyorumdur belki, kimseden habersiz. Bir köşede böyle, kahvaltı yapıp yürüyüşe çıkarken üstelik. Her şey yerli yerindeyken, burada ormanları, okyanusları düşleyen ve düşlerinden korkan biri vardır belki. Her saniye ayrı bir depremle, mütemadiyen sallanan toprakların üzerinde yürüyen.
Bundan mı yorgunum, bilmiyorum. Yine de her sabaha uyanacak enerjim var. Her sabaha, bu amaçla uyanabilecek kişiyim ben.
Kim olduğuma vardım, buraya çıkan milyon farklı yolun birinden.
Diğerlerinin de gelmesini bekliyorum.
Çünkü beklemek, hayatta yapabildiğim en iyi işlerden biri. Sonsuz sabırla, saatler geçmiyorcasına, çok zamanım varmışçasına.
Kalbimin neden yavaş attığını biliyorum.

8 Ekim 2018 Pazartesi

Düzgün Yolculuk


Düzgün bir yolculuk değildi.

- Hey, nereye bakıyorsun? dedi biri,
- Buradan nasıl uzaklaştığımızı izliyorum, diye karşılık verdi öteki.

Sakince planlanmış bir kaçıştı bu. Alelade ilerleyen yol, yanlarından geçen onca araba, terk ettikleri bu şehir, öylesine bir sakinlikteki bütün bu her şey çıldırtacaktı onu.
Çıldırmamak için sakince gaza bastı.
Tıpkı filmlerdeki gibi.  En tehlikeli sahne, saldırganın silahını yavaşça yere bıraktığı anda kurulur. Uzayan zamanı küçük ve kurnaz ihtimaller doldurur. Son anda, olacağı izlenen şeyde yaşanabilecek küçük bir değişiklik. Bir bilek hareketi, olmasını istemedikleri şey için izleyenlerin içinde oluşan sapıkça umut.
Ya olursa?
Bu her şeyi değiştirir. Film başka bir anlama bürünür. Kötü adam kazanır.
Kafasını bütün bu saçmalıktan uzaklaştırmak için yanına döndü ve kardeşine nereye bakıyorsun diye sordu.

Öylesine bir soruydu, en tehlikeli andı. Geçti.


11 Temmuz 2018 Çarşamba


Kısa bir gece yolculuğu. Şehrin kıyısından, yaşayanların köşesinden dönüp zigzaglar çizerek ilerlediği.
Motorun dinamik sesi, dalıp kaza yapmasını engelledi.
Motorun süregelen tekdüze sesi, aklının kıvrımlarından kalbine zigzaglar çizdi.

14 Nisan 2018 Cumartesi

Touraine

"Her türlü tarihsel koşulda rakipleri karşı karşıya getirenlerden değil de onları birleştirenlerden hareket etmek, daha zor ama aynı zamanda daha önemlidir."

Kadınların Dünyası, sy. 159

12 Nisan 2018 Perşembe

Ai Weiwei II

To express yourself needs a reason, but expressing yourself is the reason.

Ai Weiwei

Sıklıkla hayatın derinliğinden söz ediyorsunuz. Böylesi bir konuyu düşünürken kaybolmamak 
çok güç. Siz hayatın derinliğini düşünürken yolunuzu nasıl buluyorsunuz?
Buna takıntılıyım sanırım, evet. Ancak böyle bir düşünceye hazır olmak gerekir. Adımınızı
 düşünmeniz, biraz mesafeli yaklaşmanız gerek. Harekete geçmek gerek. Hayatınızda birçok anlam 
ve hedef olabilir ama bu seyahat hayatınızı daha anlamlı kılacaktır. Yani böyle bir derinliğe doğru
 yolcuğa çıkmadan önce sadece orada hiçbir şey yapmadan oturmuşsan, hazırlıksızsan, hayatın
 derinliğinde kaybolursun. Her gün yapılmalı, hayatın ödüllendirmesi budur. Her seferinde
 kaybolursan hayatı harcarsın.

7 Nisan 2018 Cumartesi

4 Nisan 2018 Çarşamba

Efendi

Ancak tek başımayken kendimin efendisiyim, bunun dışında beni çevreleyen her şeyin oyuncağıyım.

Rousseau - Yalnız Gezenin Hayalleri / s.114

Mutluluk

Mutluluk bu dünyada insan için yaratılmışa benzemeyen sürekli bir durumdur. Dünya üzerindeki her şey, eşyanın sabit bir biçim almasına izin vermeyen sürekli bir akış içerisindedir. Çevremizdeki her şey değişir. Biz kendimiz de değişiriz ve hiç kimse bugün sevdiğini yarın da seveceğinden emin olamaz. Bu yüzden bu yaşamla ilgili mutluluk tasarılarımız birer hayal olmaktan öteye gidemezler.

(...) ama zincirle bağlamak gibi tasarılar da yapmayalım - iç huzur - ; bu tam bir delilik olur. Çok az mutlu insan gördüm, belki de hiç, ama kendinden hoşnut birçok insan gördüm. (...) mutluluk dışarıdan belli olmaz; onu tanımak için mutlu olan insanın yüreğini okuyabilmek gerekir, ama kendinden hoşnutluk gözlerden, tavırlardan, konuşma biçiminden, yürüyüşten belli olur.

Rousseau - Yalnız Gezenin Hayalleri / s.104

Kibir

(...) çünkü zulmedilmiş masum bir insan kendi önemsiz kibrini adalet aşkı sanma eğilimindedir.

Rousseau - Yalnız Gezenin Hayalleri / s. 97

Niyet

Uğradığımız tüm felaketlerde, etkisinden çok niyete bakarız. Çatıdan düşen bir kiremit bizi daha fazla yaralayabilir, ama kötü bir el tarafından kasten fırlatılan taş kadar derinden incitemez. Taş bazen ıskalayabilir ama niyet her zaman hedefine ulaşır.

Rousseau - Yalnız Gezenin Hayalleri / s. 96

Özgürlük III

(...) Bu aylak meşgalede tüm tutkuların susması durumunda hissedilebilen ama yaşamı mutlu ve tatlı kılmaya yeten bir çekicilik vardır: Ama ister bir makam kapmak için olsun, ister kitap yazmak için olsun, işe övünme veya çıkar sebebi karışır karışmaz insan sadece öğretmek amacıyla öğrenirse, yazar veya profesör olmak için bitki toplarsa, tüm bu tatlı çekicilikler yok olur, insan bitkilerde yalnızca tutkularının araçlarını görür. İncelemelerinden artık gerçek bir zevk alınmaz, insan artık bilmek değil, bildiğini göstermek ister ve ormanlar takdir toplamak isteyenlerin sahnesi haline gelir.

Rousseau - Yalnız Gezenin Hayalleri / s. 86

Özgürlük II

İşte devamlı peşinde olduğum ve bazen de yakaladığım, çağdaşlarımı çileden çıkaran özgürlük budur. Çünkü devamlı meşgul olan, devamlı koşuşturan, bu hırslı insanlar başkalarının özgür olmasından nefret ederler. Kendileri için bile özgürlük istemezler, yeter ki ara sıra istediklerini yapabilsinler veya başkalarının iradesine hakim olabilsinler. Bunlar bütün yaşamları boyunca kendilerini yapmak istemedikleri şeyleri yapmaya zorlarlar ve emredebilmek uğruna her türlü köleliğe katlanırlar. Beni işe yaramadığım için değil de zararlı biri olarak toplumdan uzaklaştırmakta haksızdılar, evet çok az iyilik yaptım, itiraf ediyorum, ama kötülüğe gelince hayatta aklımdan geçmedi ve sanmıyorum ki dünyada benden daha az kötülük yapmış biri bulunsun.

Rousseau - Yalnız Gezenin Hayalleri / s. 75

Özgürlük

Özgürlüğün insanın canının istediğini yapması demek olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Özgürlük daha çok yapmak istemediğini yapmamaktır.

Rousseau - Yalnız Gezenin Düşleri / s. 74

Zihin

Zihin, doldurulması gereken bir kazan değil; tutuşturulması gereken bir ateştir.

Plutarkhos

Önemli Olan

(...) Önemli olan insanın kendine özgü bir yargısının olması ve bu yargıya da olgunlukla varmaktır. Buna rağmen hataya düşersek suçlu olmadığımız için bunun hesabını vermek zorunda kalmayız. İşte, bahsettiğim güven duygusunun temelini oluşturan sarsılmaz ilke.

Rousseau - Yalnız Gezerin Hayalleri / s. 31

Kabul

(...)
Kabul ediyorum ki bütün bunlar muhakeme yetimi bozabilirdi, ama iyi niyetimi değiştirmezdi. Zira her konuda yanılmaktan korkuyordum.

Rousseau - Yalnız Gezerin Hayalleri/ s. 31

Parti Başkanları

Parti başkanlarında iyi niyet aranabilir mi? Onların felsefesi başkaları içindir, oysa bana kendim için bir felsefe gerekli.

Rousseau - Yalnız Gezerin Hayalleri / s. 29

Öğrenmek

(....)
İnsan doğasını bilgiçce konuşabilmek için inceliyorlardı, kendilerini tanımak için değil; çalışmalarının amacı başkalarını eğitmek içindi, kendi içlerini aydınlatmak değil.

(....)
Bana gelince, öğrenmek istediğimde bu, kendimi bilmek içindi - başkalarına öğretmek için değil; başkalarını eğitmeye başlamadan önce insanın kendisi için öğrenmesi gerektiğine her zaman inandım ve hayatım boyunca insanlar arasında yapmaya çalıştığım bütün incelemelerden bile yoktur ki, ömrümün sonuna kadar yaşayacağım ıssız bir adada da yapmayayım.

Rousseau - Yalnız Gezerin Hayalleri / s. 26

Akarsu

Akmakta olan kanımı, bir akarsuyu seyreder gibi seyrediyordum; bu kanın, kendi kanım olduğunu hiçbir şekilde düşünmüyordum. Tüm benliğimde öyle büyüleyici bir dinginlik hissediyordum ki onu ne zaman hatırlasam bilinen hiçbir zevkle karşılaştıramıyorum.

Rousseau - Yalnız Gezerin Hayalleri/ s. 18 -19

Sunu

İç çekerek, " Niçin geldim dünyaya?" diye soruyordum kendi kendime. Yaşamak için yaratılmıştım, yaşamadan ölüyorum. (..) Beni yaratana, yazmama izin verilmeyen büyük eserleri değilse bile boşa çıkmış iyi niyetlerimi, sağlıklı ama etkisizleştirilmiş duygularımı ve insanların hor görmeleriyle sınanan sabrımı sunacağım.

Rousseau - Yalnız Gezerin Hayalleri / S. 17

Kurumlar

Kişiler ölür ama kurumlar ölmez, Aynı tutkular orada yaşamaya devam eder ve kendilerini esinleyen şeytan gibi ölümsüz olan ateşli kinleri hep aynı canlılıktadır.

Rousseau - Yalnız Gezerin Hayalleri / S. 10

19 Mart 2018 Pazartesi

Kendimle

Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum,
Yokuşun başında bir düşman vardı,
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum.

Özdemir Asaf                                                                                                                        


                                                                                               

18 Mart 2018 Pazar

Belki

Kalbim kırılmış.

Bunu üstünden aylar geçtikten sonra bu gece fark ediyorum.

Her zaman duygularıyla hareket eden bir insan oldum. Her zaman mantığımdan önce suratımda gülümseme ya da somurtuk kaş, hıçkırık filan vardı. Şimdi hala öyle olduğumu söylüyorum. Ama gerçekten hala öyle miyim?

Bilmiyorum.

Görüyorum, anlıyorum olan biteni. Ama dışarıya karşı taş gibi katıyım. Bunu hissediyorum bir süredir. Kalbim kırılmış, her zaman kuyruğu dik tutmuşumdur ama bu sefer daha bir umursamaz dışım. İçimde de fırtınaları koparan diğer insanlar ya da olaylar değil artık. Kendimim. 27 yaş krizini geriden mi yaşıyorum anlamıyorum ama neden böyleyim diye sormadığım tek bir gün yok.

Suçladığım çok şey var. Çünkü hayat gerçekten adaletsiz. Elimde olmadığı halde boğuştuğum çok major şeyler var beni engelleyen. Yine de, sorumluluğu tamamen sırtından atmak için dünyayı suçlayan çocuklardan olmayacağım. Bu yüzden hep soruyorum. Neyi göremiyorum, nerede yanlış yapıyorum...

Deniyorum. Edison ampulü bulana kadar denediği ve yanıldığı 1000 sefer için başarısızlık değil, sonuca götürmeyen yollar keşfettim gibi bir şey demişti. Ben de öyle diyorum. Ama Edison kadar sabırlı mıyım ya da hayat o kadar uzun mu, bilmiyorum.

Endişeleniyorum. Kendi kendime kalıp sakinlediğim anlarda bir süre sonra bütün bunlarla boğuşur buluyorum kendimi.

Kendimi kendimde aramak yanlış belki.

15 Mart 2018 Perşembe

Longyearbyen

" winter is nothing but the night,
and summer is nothing but day. "


Melez



bir araya gelebilir miydi, başka türlü
başka türle.
tatlı zehir.
melez zehir.


14 Mart 2018 Çarşamba

dört tarafa saçılmış bir sen.
ben'i anlatmanın en kestirme yolu.


Tatminkar


günün en iyi anı.

bahar beklenirken, araftaki soğukta, gece. odanın penceresini aralayıp yatağıma uzandığım an. içerisi bunaltmayacak kadar sıcak, dışarısı üşütmeyecek kadar soğuk. ortada. imkanlar öyle tatlı ki. beklentiler öyle cazip ki. keyiften hiçbir şey yapamıyorum. keyifli olmam için hiçbir şey yapmam gerekmiyor. kendiliğindenliğim alabildiğine tatminkar. bir salıncak hayali gibi.

12 Mart 2018 Pazartesi

Bu Burada Bulunsun

" İnsani olan hiçbir şey bana yabancı değildir. "

Terentius

Öğretiyor I

Hayat insana kabuk örmeyi öğretiyor. Bir örümceğin ağı gibi mucizevi ve fakat onun varoluşu kadar doğal değil.

Yamuk yumuk.

28 Şubat 2018 Çarşamba

12 Şubat 2018 Pazartesi

Nietzsche

Her büyük insanın geriye doğru etkisi olan bir gücü vardır: bütün tarih o insan için yeniden tartıya konur ve geçmişin binbir sırrı saklandığı yerden sürüne sürüne çıkar ortaya - onun güneşine. Günün birinde daha nelerin tarih olacağı önceden kestirilemez. Geçmiş, belki de, aslında açığa çıkarılmamıştır.

Aktaran Ioanna Kucuradi, Nietzsche ve İnsan s. 10

8 Şubat 2018 Perşembe

Büyüyünce

benim öykümde kırmızı başlıklı kız, olayların cereyan edip nihayete erdiği o eve hiç ulaşamıyor.
ormanın ortasında, karda kışta, elinde sepetiyle yolunu kaybediyor.
içinden çıkılmaz bir kabustaki gibi, aynı yerde debelene debelene bütün zamanını yitiriyor.
içinde hep yetişmesi gereken bir yer burkulmasıyla.

bir süre önce hayattaki en büyük zayıflığımı keşfettim. bazı şeyler burnunuzun ucunda dursa da onu isimlendirmezseniz algılayamıyorsunuz. ben sonunda isimlendirmeyi başardım. ona bir oda verdim, bir evi oldu.

ama ben bunun, aynı zamanda en büyük gücüm olduğunu da düşünmüştüm.

artık emin değilim.

bazı şeylerin üstünü kapatmak bir sonraki alelade zamanlara şiddetli miraslar bırakıyor.
devraldığım o mirasın girdabının içindeyim şu an.

modern çağlarda hiçliğin içinden kaos doğuyor.
ama belki de hiçlik dediğimize daha yakından bakmalıyız.

ruhum bıraksam bedenimden çıkıp kendini camdan aşağı atmakta bir saniye tereddüt etmezdi.
en büyük sorunum, you know that donçyu.

ne yapacağımı bilmiyorum, bir yerden başladım ama şimdi yine hiçbir yere varamıyorum.
yine o ormanın ortasında debeleniyorum.
bundan daha korkutucu bir his ne olabilir diye düşünüyorum, çünkü kendimizi rahatlatmaya çalıştığımızda hep daha kötüsünü hayal etme ihtiyacı hissederiz.

aklıma bir şey gelmiyor.

biliyorum her bir saç teli köküm beynime ulaşan havalandırma boşlukları olsaydı şu an -25 derecede buram buram tüten devasa bir sigara olarak dolaşıyor olurdum.

çocuk gibi gözlerimi kapatıp dilek diliyorum :
gözlerimi kapatayım ve açtığımda ne yapacağımı biliyor olayım,
çocukken mucizeler bizi eğlendirir, büyüyünce onlara ihtiyaç duyarız.

Bizim Gibi

Arzulu mudur acaba
Bir tank, rüyasında
Ve ne düşünür tayyare
Yalnız kaldığı zaman

Hep bir ağızdan şarkı söylemesini
Sevmez mi acaba gaz maskeleri
Ay ışığında?

Ve tüfeklerin merhameti yok mudur
Biz insanlar kadar olsun?

Orhan Veli

6 Şubat 2018 Salı

Gorbaçov

Kötü bir hükümet için en tehlikeli an, hükümetin yollarını tamir ettiği andır.

Tocqueville, aktaran Andrew Heywood, Siyasi İdeolojiler s. 144 

5 Şubat 2018 Pazartesi

Pessoa

" Japon çay fincanlarımdan birisi kırıldığında, gerçek nedenin bir hizmetçinin özensiz ellerinin değil o porselenin kıvrımlarına yerleşen desenlerin kaygıları olduğunu düşünürüm. " 

3 Şubat 2018 Cumartesi

Belki de En İyi

Gözü ısrarla yatağının ucunda uyuyan kedisine takılıyor. İstemsizce çattığı kaşları, düşündüğü önemli şeylerin getirdiği dalgınlıkla birleşip ikisini birden sessizlikle boğuyor. İçinde belli belirsiz, tatlı bir heyecanla, kaygıdan doğan sıkıntı kol kola. Her zamankinden. Kim bilir, belki de en iyi o yaşıyordur.

28 Ocak 2018 Pazar

Düşünmek

"40 yıldır tekellüm ediyorum da insanlar benim kendileriyle konuştuğumu zannediyorlar." 

- Bayezid-i Bistamî  

27 Ocak 2018 Cumartesi

Motto

“Don't bend; don't water it down; don't try to make it logical; don't edit your own soul according to the fashion. Rather, follow your most intense obsessions mercilessly.”

- Franz Kafka

27/12/18 02:04

Kapılar içinde bir kapı.

Sabah uyandığımda gördüğüm bir rüyadan hatırladıklarım gibi. Şu an mı, rüya mı diye düşündüğüm kısacık bir andan. Bazı anların neden uzun sürdüklerini biliyorum. Her zaman benim fark edemediğim bir şeyler olduğunu düşünmüşümdür. Hayat ile ilgili, insanlar ile ilgili, yürüdüğüm yol ile ilgili... Sonu gelmez sorular ve kısır düşünceler dönüp dolaşıp derine kazamadan aynı yere varırdı. Bu beni her zaman öfkelendirmiştir.

Yine de derinlere inmek için en iyi yöntemin deneyimler ile birlikte okumak olduğuna inanmıştım. Hala da buna inanırım. Ama ben yazarların romanlarından çok günlüklerini merak ederim.

Şu an biri karşıma geçip çocukken bana güzel hayallerin vaadini veren " büyüyünce ne olacaksın " sorusunu sorsa, imkanların varlığına beni inandırırcasına bir sevecenlikle, sanırım savaş muhabiri derdim. Düşündüğümde deneyimi, gerçekliği, insanı, duyguyu daha iyi öğrenebileceğim başka bir yer hayal edemiyorum bugün. Ve bütün hayatım boyunca gitmek istediğim tek yer orasıydı niyeyse.

Savaş alanı tıpkı gerçek gerçeklik gibi, yaşamla ilgili ne varsa her şeyin karmançorman birbirine girdiği, hile yapmayı çok seven insanın bir an durup düşünecek zamanı olmadan hayvanlar gibi en içten gelen gerçek güdüleriyle hareket ettiği, cehennem.

Hayat gibi bir cehennem.

Sabah uyandığımda renkli nevresimlerimle kendimi şımartıyorum. Uyanır uyanmaz gözlerimin açılmasını sağlayacak tatlı bir şeyler atıştırmanın keyfini sürüyorum. Her sabah. İnsan gerçekliği ne güzel süsler. Bu hazcı halimizin sadece yeni dünyadaki ezberlenmiş bakış açısı olduğuna inanmıyorum.

Aklıma korku geliyor. Karanlık bir filmin en gerilimli ve koyu yerinde yaşadığın iç sıkıntısının bir anda farkına vardığın anı düşün. Bunun gibi. Hayata dair tek bir farkındalık anına bile katlanamıyorum.

Soğuk bir kış günü sokakta gördüğün çıplak ayaklı dilenci çocuğu hatırladın mı? Görüntü gözünün önüne gelmediyse bile, o hissi biliyorsun.

Hislerimiz kaybolmaz. Kumda yürürken ardımızda bıraktığımız ayak izleri gibidir. En keskinleri yüzeye çıksa da asıl kaynak yer altında depolanır.

---------------------------------------

Bütün çocukluğum mucizeleri kovalamakla geçti. Çocukluk bir mucize değildi ama benim o zaman bunun farkına varamayacak kadar içeriye doğru bir hayatım vardı. Gözlerimi kapatıp bütün dünyanın göz kapaklarımın perdesinde sahnelenen ve benim kavrayıp hissedebildiğim kadarını barındıran bir yer olduğunu sanırdım.

Hep diğerlerinden farklı birilerini aramamız geçmeyen bir çocukluk mucizesi arayışı mıydı, bunu düşünüyorum.

Yıllardır gerçekten tanıdığınız herkesten farklı olduğunu düşündüğünüz biri var mı?

Benim yok.

Çocuk heyecanlarım 29. yılında aynı yanılsamalarla iki büklüm olmuş sönük de olsa varlığını sürdürüyor.




26 Ocak 2018 Cuma

RUH

"-Rusların hayatı çekilmez olmalı, bedbaht olmalı; ruh ancak o zaman yükselir, bu dünyaya ait olmadığını o zaman idrak eder. Her şey ne kadar pislik ve kan içindeyse, ruh kendine o kadar çok yer bulur."

- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2015; Svetlana Aleksiyevic, http://www.5harfliler.com/kaybedilmis-bir-savas-uzerine-svetlana-aleksiyevicin-nobel-edebiyat-odulu-konusmasi/


KADIN SAVAŞI

"Bir başka gezide, savaşta süvari bölüğünde görev yapan bir sağlık görevlisi kadın anlatıyordu: Çatışma sırasında yaralanan bir Alman askerini top mermisi çukuruna sürüklüyor, ama adamın Alman olduğunu çukura inince farkediyor. Adamın bacağı kırık, kanaması var. Adam düşman! Ne yapmalı? Yukarıda kendi halkından çocuklar ölüyor. Ama kadın adamın bacağını sarıp, sürünerek geri çıkıyor. Bir süre sonra bu sefer bilincini kaybetmiş yaralı bir Rus askeriyle geri geliyor çukura. Rusla Alman, bilinçleri açılınca birbirlerini öldürmeye yelteniyorlar. ‘Bir onun suratına yapıştırıyorum elimin tersiyle, bir öbürünün,’ diye anımsıyor kadın. ‘Bacaklarımız kan içinde, herkesin kanı birbirine karışmış.’

Bu, benim bilmediğim bir savaştı. Kadın savaşı. Kahramanlar hakkında bir savaş değil. Kahraman bir halkın, başka bir halkı nasıl öldürdüğü hakkında değil. Bir kadının ağıdını hatırlıyorum: ‘Çatışma bittikten sonra meydanda yürüyorsun. Ve hepsi orada yatıyor… Hepsi de genç, ve o kadar güzel ki… Yerde yatıyorlar ve gökyüzüne bakıyorlar. Onlara da yazık, öbürlerine de.’

İşte bu, ‘onlara da, öbürlerine de,’ bana kitabımın neyle ilgili olacağına dair bir ipucu verdi. Savaşın, cinayet demek olduğuyla ilgili olacaktı. Kadınların hafızasında savaş böyle kalmıştı. Daha demin, birisi gülümsüyordu, sigara içiyordu – ve o insan artık yok. Her şeyden çok, kadınlar yok oluştan bahsediyordu, savaşta her şeyin hiçliğe ne kadar çabuk dönüştüğünden. İnsanın da, insanlığın vaktinin de.
(....)
Kitap iki sene boyunca basılmadı. Perestroyka’ya, Gorbaçov’a kadar basmadılar. Sansürcüler, ‘Sizin kitabınızdan sonra, kimse savaşa gitmeyecek’ diye bana akıl verdi, ‘sizin anlattığınız savaş korkunç. Neden kahramanlarınız yok?’ Ben kahraman aramıyordum. Tarihi, ona şahit olup ve onda iştirak edip de görünmez kalanların hikayeleriyle yazıyordum. Bu insanlara kimse hiçbir zaman sormadı. İnsanlar, sıradan insanlar, büyük fikirler hakkında ne düşünüyor, bilmiyoruz.

Savaştan hemen sonra insan bir hikaye anlatır, 10 sene sonra başka bir hikaye. Bir şeyler tabi ki değişir, çünkü insan, hatıralarında hayatının tüm parçalarını üst üste dizmektedir. Tüm benliğinin. O senelerde nasıl yaşadığı, ne okuduğu, kimi gördüğü, neye inandığı, en sonunda mutlu olup olmadığı… Bunlar, biz değiştikçe değişen canlı belgeler.

(.....)

Bir keresinde şöyle bir söz duydum: ‘Biz, yalnızca savaşta özgürdük. Cephenin önlerinde.’ Bizim en büyük sermayemiz, ızdırap. Petrol değil, doğalgaz değil – ızdırap. Aralıksız üretebildiğimiz tek şey bu. Sürekli şu soruya cevap arıyorum: bizim çektiğimiz acılar neden özgürlüğe dönüşmüyor? "

HAKİKAT

Hakikatin tek bir kalbe, tek bir akla sığmaması bana hep eziyet vermiştir. Hakikat ayrık ayrıktır, çoktur. Hakikat farklıdır, dünyaya sepelenmiştir. ‘İnsanlık, kendisi hakkında, edebiyatla sabitleme fırsatı bulduğundan çok, çok daha fazlasını biliyor’ diyor Dostoyevski.

- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2018; Svetlana Aleksiyevic 

25 Ocak 2018 Perşembe

Domination

I don’t want to be at the mercy of my emotions. I want to use them, to enjoy them,
and to dominate them.

- Oscar Wilde, The Picture of Dorian Gray 

21 Ocak 2018 Pazar

Uçun

"Onları kenara götürüp uçmalarını söyledik. Durup beklediler. Uçun! dedik, durdular. Onları kenardan ittik. Ve uçtular. "

- Guillome Apollinaire / Kurtlarla Koşan Kadınlar s. 98

Cevap

"... çünkü kültür  ailenin ailesidir. Eğer ailenin ailesinin çeşitli hastalıkları varsa, o zaman o kültürdeki bütün ailelerin aynı hastalıkla mücadele etmeleri gerekecektir. (...) Cultura cura; kültür iyileştirir. Eğer kültür bir şifacıysa, aileler nasıl şifa bulacaklarını öğrenirler; daha az kavgacı, daha onarıcı, çok daha az yaralayıcı, çok daha nazik ve sevecen olurlar. Yok edicinin egemen olduğu bir kültürde doğması istenen tüm eski hayatlar, hareket etme yetisinden yoksundur ve o kültürün bütün yurttaşlarının  ruhsal hayatları hem korku hem de tinsel kıtlıkla felç olur. "

- Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar s. 82

Jung

"İnsanlar bilinçlendikçe, Tanrı da daha bilinçli hale gelir."

- Aktaran Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar s.77

18 Ocak 2018 Perşembe

Başka Bir Yol Bilmiyormuş

Kapı açıldı, içeri bir dev girdi. Onunla beraber ırmağın bütün kokuları da içeri doldu.Kimse kıpırdayamadan dev bir sandalye alıp ikiye böldü, korkmuş müşterileri bir köşeye kovaladı. Dehşet içindeki üç şarkıcı ayağa kalkmıştı, yağmur altındaki cezayir menekşeleri gibi duvara yapışmışlardı, dev elindeki sopaları sallıyor, tehditler savuruyordu, öldürecekti...
Ama son anda tempo tutup usul usul bir şarkı mırıldanmaya başladı: " Gri güvercin, neredeydin?" Evet sakin sakin şarkı söylüyordu... Şarkısı bitince kırık sandalyeyi elinden bıraktı, garsona zararı ödedi: kapının aralığından geri dönüp hala şok geçiren müşterilere " Beyler, ben cellat yardımcısıyım..." dedi. Sonra çekip gitti, sefil ve düşünceli, belki de geçen yıl Holesovice mezbahasında beni bir köşeye çekip gırtlağıma bıçak dayayan oydu, sadece cebinden bir kağıt çıkarıp Ricany'deki bir dilberin şerefine dizeler okumuştu... Sonra özür dilemişti, yapıtlarını dinlemeleri için insanları zorlayacak başka bir yöntem bilmiyormuş....

Gürültülü Yalnızlık,  Bohumil Hrabal

16 Ocak 2018 Salı

Kant

Iki konu dusuncemi hep yeni ve buyuyen bir hayranlikla dolduruyor; uzerimdeki yildizli gokkubbe ve icimdeki ahlak yasasi.

Cingeneler

`Gorunuse bakilirsa, biz daha elimizde baltalarla kosturup keci guderken cingenelerin dunyada bir yerlerde bir devleti varmis, daha once iki kez cokmus bir toplumsal yapilari varmis; ikinci kusagi Prag`a yerlesmis olan bugunku cingeneler, calistiklari yer neresi olursa olsun bir toren atesi, sadece zevk icin citirdayan, neseli bir gocebe atesi yakarlar; cali cirpilardan harli bir ates, bir cocuk gulusune, insan dusuncesinden daha eski bir sonsuzluk sembolune benzeyen, sanki tanrinin bagisladigi bedava bir ates, dunya halinin derdine dusmus gelip gecenlerin fark bile etmedigi doga guclerinin canli bir isareti, Prag sokaklarinin cukurlarinda gocebelerin gozunu ve ruhunu isitsin diye yakilmis bir ates...`

  - Gurultulu Yalnizlik, Bohumil Hrabal

Hegel

`Hegel`den ogrendigim seyi dusununce urperiyordum; dunyadaki tek korkutucu sey donmus, taslasmis, olmek uzere olandir ve tek umut verici sey de bireyin daha da iyisi toplumun mucadele sayesinde genclesmeyi, yasama hakkini ele gecirmeyi basarmasidir.`

 - Bohumil Hrabal, Gurultulu yalnizlik

11 Ocak 2018 Perşembe

Marcion Of Sinope

" Mükemmel olmaktan uzak, kötülüklerle dolu bu dünya, Tanrı'yı keyfi, gaddar insan yazgısına egemen niteliklerle tanımlayan zihniyetin oluşturduğu bir dünya'dır. Tanrı anlayışını akılcı temele dayatmak ve sevgi öğesi yapmak ve böylece insanlar arası ilişkiler kaynağı kılmak gerekir."

- Aktaran; Turan Dursun, Din Bu I s.17

8 Ocak 2018 Pazartesi

Canım İstemiyor

Merhaba.
Yine ben.
Her hafta okuduğum 3 kitap, sunumlar, sınavlar, ne yapacağım iç sıkıntısı, nasıl olur tasaları derken yine buradayım. Biliyorum bu biraz kimyasal. Düzelecek. Ama insan en zayıf anında özleminin hiç dinmediği şeyleri hatırlıyor. Elde edemediği şeyleri. Başkası söylese kızarım ama zamanım azalıyor biliyorum. Plansız bir hayatın acısını çektiğim için her an her şeyi planlama isteği var içimde. Aradığımı bulamadıkça planlarım aksıyor. Ne yapacağım bilemiyorum, yerine ne koymalıyım? Ama canım hiç istemiyor.