Bu, " hayat çok ilginç" temali kaçıncı yazım bilmem. Demek ki değişkenlik gösterip her seferinde şaşırtan bir yapısı var. Benim de ne kadar ilginç huylarım var bilemezsin. Ve ne kadar sıradan korkularım... Kafam karıştı biraz. Ama çocukluğumdaki gibi değil. Bir adım ötede. Hiç parça yoktu çocukken birleştirecek, şimdi her an yeni bir parça ekliyorum. Her anım ya eski bir parçayı yanlış yorumlayıp bütünün dengesini bozarak ya da yepyeni bir parça bularak geçiyor.
Ama sorun yok, değil mi?
Çünkü hayat karmaşık ilerler.
Öz, kaostan gelir.
Ama şu da keşfedilmiş bir parça ki akış yönünde ilerlemenin iki yolu var. Sürüklenmek ya da adım atmak. Ben, az önce bahsettiğim parçaları birleştirerek oluşturduğum ve doğruluğuna inandığım büyüklü küçüklü adacıkların üzerine "güven" damgasını yapıştırarak, onların üzerine basarak ilerliyorum. Eğer böyle küçük adacıkların yoksa, her şey anlamsız, kopuk parçalardan ibaretse o zaman üstüne basabileceğin bir şey bulamazsın.
Şükür ki benim adacıklarım var.
Ama denizlerin kirlilik seviyelerine göre değiştirilebilen mavi bayraklar gibi güven damgasını bazen geri alabiliyorum. Ve bunu yaparken nereye basıyor olduğum aklıma bile gelmiyor. Adım atmış dururken öylece karşıma bakıyorum. Hayır, yanlış... dediğim an, üstünde durabileceğim bir şey kalmıyor. Burda tuhaf bir dürüstlük var. "Ne olursa olsun" dürüstlüğü bu. Katı. Taş gibi. Rasyonel. Duygusal hiçbir yanı yok ve plan yapmaktan da aciz. Sadece o an, orda olan sert gerçeklik söz konusu.
Evet, insan bazen kendine böyle şeyler yapar.
Çünkü "kendim" denilen şey, kendin zannettiğin şeyin farkına bile varamayacağı kadar derin bir uçurum.
Bunu bilen insanlar kendilerinden korkar.
Bunu bilen bazı insanlar uçurumun başlangıcına kocaman demir bir kapı yapar ve o kapıyı hiçbir zaman açmaz. Ama bu bazı insanlardan bazılarının bazen o kapıyı yeniden açmaktan başka çaresi kalmaz. Çünkü maddesel varlığı tehlike altında olan tüm canlılar içgüdüsel olarak istisnasız doğanın hep aynı emrine boyun eğer :
"Hayatta kal."
.......
Ayağımın altı boşlukta. Bu his hoşuma gitmiyor. Çabalarımsa bana yeni, apayrı, bambaşka puzzle parçaları olarak geri dönüyor. Gittikçe- arttıkça parçalar, birleştirmek, birleştirdiğimin doğruluğundan emin olmak da bir o kadar zorlaşıyor.
Bana o kapıyı açmaktan başka çare kalmadı.
Hayatta kalmalıyım.
Ama anahtarlarım nerede?