20 Aralık 2013 Cuma
Aceleci
benim acelecilik anlayışım ancak, bir yolu bir otobüse atlayıp yarım saatte -aceleyle- kat etmek yerine; bir buçuk saat yürümeyi seçerken, etrafımda olup biteni, her anı, adımlarımın hızına uydurmaya çalışarak algılamayı denememden ibaret.
24 Ekim 2013 Perşembe
Beautiful People
"the most beautiful people we have known are those who have known defeat, known suffering, known struggle, known loss and have found their way out of the depts. these persons have an appreciation, a sensitivity and an understanding of life that fills them with compassion, gentleness and a deep loving concern.
beautiful people do not just happen."
Elisabeth Kübler Ross
beautiful people do not just happen."
Elisabeth Kübler Ross
5 Eylül 2013 Perşembe
Bir Gün
- Yürüdüğün yolda yalın ayak dolaşırken taş olmasını istemezdin değil mi?
- Hayır, bu salakça olurdu.
- Peki neden diktin onları oraya?
Bilmiyordum.
Güzel göründüğünü düşünüp onun sadece bir halı olduğunu unutuvermiştim. Bu nasıl oldu hatırlamıyorum. Sadece ben yaparken, orda yoktu sanki. Orda olan başka bir şeydi.
Odaklanma sorunum, bütün bu dikkatsizliğim aslında tam da tek bir şeye kendimi öylece kaptırmamdan kaynaklanıyor. Öyle ki her şey pikseller haline geliyor nerdeyse. Fazla bakmaktan hiçbir şey göremiyorum.
Sonra da böyle şaşırıyorum işte kendime.
Başıma bir gün iş açacağım, ah evet... Biliyorum.
- Hayır, bu salakça olurdu.
- Peki neden diktin onları oraya?
Bilmiyordum.
Güzel göründüğünü düşünüp onun sadece bir halı olduğunu unutuvermiştim. Bu nasıl oldu hatırlamıyorum. Sadece ben yaparken, orda yoktu sanki. Orda olan başka bir şeydi.
Odaklanma sorunum, bütün bu dikkatsizliğim aslında tam da tek bir şeye kendimi öylece kaptırmamdan kaynaklanıyor. Öyle ki her şey pikseller haline geliyor nerdeyse. Fazla bakmaktan hiçbir şey göremiyorum.
Sonra da böyle şaşırıyorum işte kendime.
Başıma bir gün iş açacağım, ah evet... Biliyorum.
9 Temmuz 2013 Salı
2 Temmuz 2013 Salı
Only The Good Die Young
93 Sivas katliamında hayatını kaybedenleri andığımız bugün vesilesi ile Madımak'ta ve Geziparkı eylemlerinde "erken" ölen "iyi" insanlara...
"We'll remember
Forever "
22 Haziran 2013 Cumartesi
18 Haziran 2013 Salı
Gözden Irak
söyleyebileceğimiz her şeyi söyledik, sonunda tekrarlara kaldık. sıkıldığımız için uydurduğumuz bir şey miydi kaçmak bilmiyorum ama ben hala "öyle" bir şeyin hayali ile uyanıyorum hayattan. ne ilginç ki yalnız kalıp arayıp durduğumda ya da tesadüfen karşılaşmalarda karşımda hep o ince sızıyı ve özlemi buluyorum. eskiden bunları hissettiğimi anımsıyorum o zamanlarda. ve bunların aslında ne kadar tatlı olduğunu da... yaşamayı zaman doldurmaktan ayıran şey zamanın nasıl geçtiğini unutturacak hisler bence. ben o hislerin en acılılarını bile özledim. özlediğimi bile fark etmeyerek çoğu zaman. sen gelince böyle arada, sen ki sadece sen değilsin, onlar, hepiniz - sen iyi bilirsin - bütün bunlar da çıkageliyor. ağlasam da mutlu oluyorum. bu nasıl bir şey... keşke sadece sen ya da o olsa ve kalsa ama maalesef ki herkes ve her şey ve ben artık hiçbirinize erişemeyeceğime nerdeyse eminim.
ama;
çık gel yine,
beklediğimi bilmeden bekliyorum.
1 Mayıs 2013 Çarşamba
No Matter
"No matter how you feel, get up, dress up and show up."
11 Nisan 2013 Perşembe
Kendini Anlatmak
Dağınık olmayan insan için hayat çok zor.
Bütün yarımları tamamlamak çok yorucu çünkü.
28 Şubat 2013 Perşembe
15 Şubat 2013 Cuma
Specialization
"a human being should be able to change a diaper, plan an invasion, butcher a hog, conn a ship, design a building, write a sonnet, balance accounts, build a wall, set a bone, comfort the dying, take orders, give orders, cooperate, act alone, solve equations, analyze a new problem, pitch manure, program a computer, cook a tasty meal, fight efficiently, die gallantly. specialization is for insects."
8 Şubat 2013 Cuma
1 Şubat 2013 Cuma
Hep Yine
Uzun zamandır kabullenmeyi bir türlü başaramadığım bazı şeyleri hazmetme evresindeyim. Mesela artık, binbir emekle yıkanmış, kurutulmuş, ütülenmiş, asılmış o gömleğin giydiğim dakikadan itibaren kırışacağını, ter kokmaya başlayacağını ve günün sonunda kirli sepetini boylayacağını kabul ediyorum. Bütün o emeğin karşılığının sadece bir gün olduğunu biliyorum. İçten içe stres yapıp yau bunu yine nasıl ütüleyeceğim diye düşünmüyorum - çoğu zaman da ütülemiyorum zaten he he - Aynı şekilde eğer bugün duş alırsam, en geç pazar günü yine duş almak zorunda kalacağım. Duşta geçirdiğim o bir saatin ömrü işte en fazla iki güncük. Sonunda yine orada olacağım. Yine ders çalışacağım. Yine yemek yiyeceğim. Her sabah o yatağı yine toplayacağım ve gece uyumak için bozarken bu sefer üzülmeyeceğim. Çünkü yine, yine, yine....
Hayat hep yine.
Hayat hep yine.
23 Ocak 2013 Çarşamba
10 Ocak 2013 Perşembe
Yanlış bir şey yapmak istemiyorum. Aklım yanlış yerlere kayıyor. Yanlış olduğunu bana üzüntü vermesinden anlıyorum. Sorunlar virüsler gibi. Hep oralarda bir yerdeler. Aldığımız nefeste bile saklanıyorlar. Ne zaman güçsüz düşsek o zaman ortaya çıkıyorlar. Ben de biraz güçsüz düştüm. Başka türlü oturup müzik dinleyeceğim filan yok çünkü.
I will remember your face
Cause I am still in love with that place
But when the stars are the only things we share
Will you be there?
5 Ocak 2013 Cumartesi
Alıntı : Freud
Devlet karşıtı hareketlerinin neoliberal olarak nitelendirildiği günümüzde, Immanuel Wallerstein bunun aslında liberalizme ve onun devlet tarafından hayata geçirilecek kurtuluş vaadine karşı bir tavır olduğunu söylüyor. Bu tavır, bireyselcilik olarak pazarlanıyor oysa aslında kolektivizmin canlanmasını getiriyor. İyimserliğe dönüş olarak pazarlanıyor ama aslında derin bir kötümserliğe dönüş söz konusu. Wallerstein, bu konuyu daha iyi anlamamız için Freud'un yardımına başvuruyor. Çok da iyi yapıyor. Ben de bu düşünce ile okuduğum kitabın küçük bir kısmını burada paylaşmak istiyorum.
Freud'un söylediği :
" İnsanların birlikte yaşaması ancak tek tek her bireyden daha güçlü bir çoğunluğun bir araya gelmesi ve tek tek her bireyin karşısına bir bütün olarak çıkması ile mümkün olur. Bu topluluğun gücü, "kaba kuvvet" olarak damgalanan bireyin gücü karşısına "hak" olarak çıkar. Bireyin gücünün yerine topluluğun gücünün geçirilmesi uygarlık açısından belirleyici adımdır. Bu topluluğun özü - tek başına birey tatmin olanaklarını kısıtlayan hiçbir şey tanımazken - topluluk üyelerinin kendi tatmin olanaklarını sınırlandırmasıdır. Demek ki uygarlığın ilk talebi adalettir, yani bir kez kurulmuş olan hukuk düzeninin, bir daha tek bir bireyin yararına bozulmayacağının garantisidir. Ancak bu durum, bu hukukun etik değeri hakkında hiçbir yargı içermez. Uygarlığın gelişiminin bundan sonraki aşaması bu hakkın, diğerlerine - ve belki de çok daha geniş kitlelere - adeta zorba bir birey gibi davranan küçük bir topluluğun - kast, toplum katmanı, kabile - iradesinin ifadesi haline gelmemesi yolunda çaba göstermek gibi görünmektedir. Sonuçta elde edilen, herkesin - en azından topluluğa uyabilen herkesin - içgüdülerinden fedakarlık ederek katkıda bulunduğu ve - yukarıdaki istisna dışında - hiç kimsenin kaba kuvvetin kurbanı olmasına izin vermeyecek bir hukuk olmalıdır.
Bireysel özgürlük uygarlığın getirdiği bir şey değildir. Bu özgürlüğün en fazla olduğu dönem her tür uygarlıktan önceki dönemdi. Ancak o zaman da özgürlük genellikle değersizdi çünkü birey bunu savunmaktan neredeyse bütünüyle acizdi. Uygarlığın gelişmesiyle bu özgürlüğe kısıtlamalar getirilir ve adalet de bu kısıtlamaların herkes için geçerli olmasını gerektirir. Bir insan topluluğunda özgürlük olarak ortaya çıkan şey var olan adaletsizliğe karşı isyan olabilir. Böylece uygarlığın daha da gelişmesine katkıda bulunabilir, uygarlık ile uyum içinde kalabilir. Ancak bu özlem, kişiliğin uygarlık tarafından dizginlenmemiş kökenlerinden de kaynaklanabilir. ve uygarlık düşmanlığının temelini oluşturabilir.
Demek ki özgürlük çığlığı ya uygarlığın belirli türlerine ve taleplerine ya da uygarlığın kendisine karşı çıkar. "
Kaynak :
Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Yirmi birinci yüzyıl için sosyal bilim - Immanuel Wallerstein - Metis -
Freud'un söylediği :
" İnsanların birlikte yaşaması ancak tek tek her bireyden daha güçlü bir çoğunluğun bir araya gelmesi ve tek tek her bireyin karşısına bir bütün olarak çıkması ile mümkün olur. Bu topluluğun gücü, "kaba kuvvet" olarak damgalanan bireyin gücü karşısına "hak" olarak çıkar. Bireyin gücünün yerine topluluğun gücünün geçirilmesi uygarlık açısından belirleyici adımdır. Bu topluluğun özü - tek başına birey tatmin olanaklarını kısıtlayan hiçbir şey tanımazken - topluluk üyelerinin kendi tatmin olanaklarını sınırlandırmasıdır. Demek ki uygarlığın ilk talebi adalettir, yani bir kez kurulmuş olan hukuk düzeninin, bir daha tek bir bireyin yararına bozulmayacağının garantisidir. Ancak bu durum, bu hukukun etik değeri hakkında hiçbir yargı içermez. Uygarlığın gelişiminin bundan sonraki aşaması bu hakkın, diğerlerine - ve belki de çok daha geniş kitlelere - adeta zorba bir birey gibi davranan küçük bir topluluğun - kast, toplum katmanı, kabile - iradesinin ifadesi haline gelmemesi yolunda çaba göstermek gibi görünmektedir. Sonuçta elde edilen, herkesin - en azından topluluğa uyabilen herkesin - içgüdülerinden fedakarlık ederek katkıda bulunduğu ve - yukarıdaki istisna dışında - hiç kimsenin kaba kuvvetin kurbanı olmasına izin vermeyecek bir hukuk olmalıdır.
Bireysel özgürlük uygarlığın getirdiği bir şey değildir. Bu özgürlüğün en fazla olduğu dönem her tür uygarlıktan önceki dönemdi. Ancak o zaman da özgürlük genellikle değersizdi çünkü birey bunu savunmaktan neredeyse bütünüyle acizdi. Uygarlığın gelişmesiyle bu özgürlüğe kısıtlamalar getirilir ve adalet de bu kısıtlamaların herkes için geçerli olmasını gerektirir. Bir insan topluluğunda özgürlük olarak ortaya çıkan şey var olan adaletsizliğe karşı isyan olabilir. Böylece uygarlığın daha da gelişmesine katkıda bulunabilir, uygarlık ile uyum içinde kalabilir. Ancak bu özlem, kişiliğin uygarlık tarafından dizginlenmemiş kökenlerinden de kaynaklanabilir. ve uygarlık düşmanlığının temelini oluşturabilir.
Demek ki özgürlük çığlığı ya uygarlığın belirli türlerine ve taleplerine ya da uygarlığın kendisine karşı çıkar. "
Kaynak :
Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Yirmi birinci yüzyıl için sosyal bilim - Immanuel Wallerstein - Metis -
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



