Her yılbaşı insanlar belki de tam o an, 365 günün arkada kaldığına şaşırıp bir an olsun zaman hakkında düşünüyor. Kimileri birkaç saniye belki. Bazıları için ise bu süre zaman ile birlikte nereden nereye gitmekte olduğunu düşünecek kadar genişleyebiliyor. Benim için ise her yılbaşı biraz hüzünlü olmuştur. Hayır salakça yaşlandığımı düşünüp üzülmüyorum elbette. Tamam, bazen üzülüyorum ama duygumun ağırlığı o noktadan kaynaklanmıyor. Yılbaşı benim için bir nevi yıl sonu kapanışı değerlendirmesi.- 6 ay süren finans stajımdan sonra literatürümde birtakım değişiklikler oldu, evet – ve sanırım her yıl sonu hesaplarım bir şekilde tutmuyor. Gelecek yıla kalan milyonlarca birikmiş işten sonra herhangi bir yılın işini herhangi bir yıla ertelemek fikri de inandırıcılığını yitireli çok oldu. Ama bu yıl, 2010 yılının ağırlığından bir şekilde kurtulacağımı düşünüp mutlu olabiliyorum. Çünkü 2010 benim için zor bir yıldı. Ve evet bu cümle çok klişe fakat okuyucunun böyle bir cümleyi ilk defa kurduğumu göz önünde tutmasını rica ediyorum. 2011 için ise nerdeyse sayfa çevirirken çıkan o kağıt sesini bile duyabiliyorum. Yani aslında şöyle bir durum yok, oturduğum yerden 12’den sonra her şeyin birdenbire değişeceğini beklemiyorum elbette. Böylesi balkabaklı, kayıp topuklu ayakkabılı bir inancım kalmadı çünkü herhangi bir konuda, maalesef ve belki de şükür ki. Neyse, sadece bütün o klişeler… hepimizin istesek de istemesek de, fark etsek de etmesek de kendimizi içinde buluverdiğimiz o ortak ruh halinden doğuyor işte. Böyle düşününce pek çok yılın pek çok kişi için uzun ve üzgün geçtiğini bilip kendimizi biraz daha az yalnız hissedebiliriz belki. Ama eninde sonunda, herkesin ortak bir anda umut etmesi… şeytanı biraz daha uzak tutabilmek için yeterli oluyordur umarım. Ne bileyim Adam Smith’in hayalinin gerçekleştiği tek an budur belki. – Hayal diyorum çünkü yani, hiç mi insan içine çıkmadın… yok öyle şeyler Adam. Adam gibi Adam. Ehm. Neyse. - İnsanların teker teker saf bir şekilde kendileri ve sevdikleri için diledikleri, bütün bir evreni etkiliyor ve sonuçta herkesin çıkarına hizmet etmiş olmasına yol açıyordur. Bilmiyorum. Bu yıl sevdiğim insanlara biraz daha fazla ilgi göstermek istedim. Çünkü üniversiteye başladığımdan beri öğrenmekte olduğum bir konu bu. İnsanlardan çok şey bekliyorum ama ben ne kadar beklentileri karşılayabiliyorum… Aslında elbette ki bu bir matematik işi değil. Kendi yöntemim kendimi daha fazla karşımdakinin yerine koymak ve insanların benim “orada” olduğumu bilmelerini sağlamak. Çünkü yani, ben de mutluyum “oralarda” olabilmekten. Benim "buralarda" düşüncelerden başka bir şey yok ki. Bu yüzden kapıyı açıp çıkıp gitmek, geri geldiğimde ise “ bize de bekleriz” mesajımdan umutlanmak güzel. Yani tabi ki bu bir amaç değil. Karşılıksız sevdiğim çok şey var. Durduk yere sevmeye başladığım… O yüzden belki başka hiçbir konuda kendimi daha iyi açıklamak umurumda olmasa da bu önemli. Bunu söylemeliyim. Bunu bilmelisin. Seni karşılıksız sevebileceğimi bilmelisin. Çünkü güzel gülüyor olabilirsin. Ya da ne bileyim sümüklüböcek hassasiyetin vardır belki senin de. Bunlara neden denir mi bilmiyorum. Belki neden’dir ama en azından çıkar değiller. Ya da belki çıkarlar. Senin sümüklüböcek sevginin beni mutlu etmesine ihtiyacım vardır belki. Ne bileyim.
Her neyse, bütün bu bahsettiğim şeyleri bir kenara bırakabilirsek eğer, tüm kalbimle birbirimizi daha mutlu edebileceğimiz bir yıl geçirmemizi diliyorum. Ve bu yıl, Adam Smith ile aynı hayali kuruyorum.
Adamım benim.
Tamam, Adam'lı başka espiri yok,
Söz.
30 Aralık 2010 Perşembe
Yeni Yıl Adam Smith'i
26 Aralık 2010 Pazar
neyi düşünmeyeceğini neden düşünüyorsun.
World Spins Madly On
http://vimeo.com/14803194
Woke up and wished that I was dead
With an aching in my head
I lay motionless in bed
I thought of you and where you'd gone
and let the world spin madly on
Everything that I said I'd do
Like make the world brand new
And take the time for you
I just got lost and slept right through the dawn
And the world spins madly on
I let the day go by
I always say goodbye
I watch the stars from my window sill
The whole world is moving and I'm standing still
Woke up and wished that I was dead
With an aching in my head
I lay motionless in bed
The night is here and the day is gone
And the world spins madly on
I thought of you and where you'd gone
And the world spins madly on.
Woke up and wished that I was dead
With an aching in my head
I lay motionless in bed
I thought of you and where you'd gone
and let the world spin madly on
Everything that I said I'd do
Like make the world brand new
And take the time for you
I just got lost and slept right through the dawn
And the world spins madly on
I let the day go by
I always say goodbye
I watch the stars from my window sill
The whole world is moving and I'm standing still
Woke up and wished that I was dead
With an aching in my head
I lay motionless in bed
The night is here and the day is gone
And the world spins madly on
I thought of you and where you'd gone
And the world spins madly on.
25 Aralık 2010 Cumartesi
I'm losing my favorite game
Bazen her şey çok anlamsız gelebiliyor. Annie Lennox dinlerken bile sıkılıp e niye cırlıyor ki şimdi öyle diyip kapattığım olmuştur. Yani, Annie Lennox nasıl saçma ya da anlamsız olabilir ki.... Yani o anlamsızsa, benim üzerine hayat kurduğum şeyler de anlamsız olmalı... Ki ben bunlara, ben böyle olmalıyım, diyerek karar vermiş değilim. Ben böyleydim zaten. Ben böyle olduğumu bilmezken bile böyleydim. Ama oluyor işte. İçinde duygu barındıran her şeyden uzaklaşasım ve onları küçümseyesim geliyor. Bir de inanamamak diye bir şey var tabi. Annie Lennox sırf içli içli söylüyor gibi algılanmak için öyle cırlıyor ki... gibi. Ne zaman içim sıkışsa böyle oluyorum ben. Her şeyden, herkesten soğuyorum. Sadece kendime olan inancımı değil, resmen hayata olan inancımı kaybediyorum. 4 yıllık ekonomi eğitimim yüzünden olabilir mi diye düşünüyorum arada çünkü böyle zamanlarda içimden o manyak rasyonel insan fırlıyor. Bu çok saçma ki... Bu niye böyle... Şöyle olmalı aslında... O niye öyle yaptı ki... Öyle yapılmaz ki normalde... bunlar böyle uzuyor da uzuyor. Çekilmez bir insan oluyorum o aralarda. Ama çok uzun sürmüyor. Çünkü ben bunu fark edip hemen uygun bir yere gidip uyuyorum. Uyuyunca geçiyor. Reset tuşuna basmış gibi oluyorum. Yıllardır hayatımda bir sürü şey değişiyor. Çok üzülüyorum, çok seviniyorum, yaptığım her şey belki "çok" oluyor ama değişmeyen tek bir şey var ki hayat hala zor geliyor. Yani bilemiyorum işte bazen. Kalakalıyorum böyle odamda. Odamdan sıkılıyorum. Kendimden sıkılıyorum. Kafamdaki, beni çoğunlukla çok eğlendiren o düşüncelerden bile sıkılıyorum. Ne bileyim, kendime katlanan tek kişi olmalıyım aslında. Katlanmak da değil de, beni böyle seven işte. Ama bazen olamayor. Sıkılıyorum. Oturup bütün gece ders çalışayım diyorum o zaman, rasyonelim ya. Müzik içimi bayıyor, film içimi bayıyor. Resmen hiçbir şey şu an bana komik gelmiyor ya. Bu çok garip bir duygu. Çünkü genelde çoğu şeyin komik olduğunu düşünürüm. İnsan böyle olunca... Kendine şaşırıyor. Mutlu bir anı düşününce... nasıl öyle olabilir ki diyor. Aslında ne çok fazla zaman farkı var, ne de ben bu kadar kısa bir sürede çok değişmiş olabilirim. Duygular çok fena. Duygular kontrol edilebilmeli. Bu geminin bir dümeni olmalı.
23 Aralık 2010 Perşembe
Bugün
Ben bugün araba kullanırken tesbih çeken birini gördüm.
Tam o sırada önümdeki koltukta koca kulaklıklı - koca kulaklı değil - , bir genç adam kitap okuyup müzik dinliyordu. Bu nasıl yapılır bilmem. Yani çok zeki olmalı çünkü sağ eliyle de sürekli elindeki tükenmez kalemi açıp kapatıyordu. Ben o sesten rahatsız olurum arkadaş.
Demedim tabi böyle.
Hem kalem ile oynayıp hem kitap okuyup hem müzik dinlemek nasıl oluyor bilmem.
Yine de ne okuduğunu görmeye çalıştım tabi. Ve çalışmalarım bana sol sayfadaki
-Anlaştık, dedi.
cümlesi ile meyvesini verdi.
Kitabının ne ile ilgili olduğunu anlayamadım, sadece biri biriyle anlaştı sanırım. Bu durum kitap hakkında olumlu bir etki bıraktı üzerimde çünkü... yani, anlaşmışlar işte.
Neyse, ben bu genç adamla aynı durakta indim. Kapıya doğru götüm götüm ilerlerken kapının eşiğinde - kapı eşiği - duruyordu. Otobüs durduğunda elinde kitabı ile otobüsten inen birini daha gördüm. Allah allah dedim. Bir bism... çekip otobüsten indim. İndiğimde durağın kenarında yine kulaklıklı bir genç adam kitap okuyordu. NERELOLOYOR diye sordum içimden. Genç adamlar cephesinde bir hareketlenme OLOYORDU besbelli. Çünkü otobüsten inerken gördüğüm 2. kişi de geç dönem bir genç adamdı.
Neyse dedim.
Biliyorum ilk gördüğüm genç adam ile ilgili çok ilginç bir insandı, ilk görüşte farklı olduğunu anlamıştım, gizemli yabancı... içerikli bir şeyler yazayazdım. Ama olay öyle değil gördüğün gibi. İlginç olduğunu filan düşünmüyorum ben bu hem kitap okumaların hem müzik dinlemelerin hem çıkıtıkıçıkıtıkı kalemle oynamaların. İlginç olmaya çalışmak için bu kadar düz olmak gereksiz çünkü.
Neyse efendim,
İşte indim ben... Dün bütün akşam sırf yorgun olduğumdan - ofisten eve yürüdüm ben - bir kat aşağı inip kendime su alamadım. Yapamadım yani bunu. Öyle utanç içinde oturdum evde susuk susuk. İşte genç adamlardan sonra aklıma düşen şey buydu. Dün gece geçirdiğim zor dakikalar. O kadar zordu ki sabah uyandığımda kalkıp buzdolabında kalmış son portakalın suyunu içtim ben. Öyle bir susamak. İşte bunları düşünürken üçler hiper mi süper mi karar veremedim şimdi markete gittim ben. Ordan kendime sular, sodalar, bi de koyu renkli altı mı yedi mi ne tane erik
aldım. Çok pistiler. Ama yine de aldım. Dedim ben buna evde su yaparım, o suya sirke dökerim. Aynen de öyle yaptım... Bu arada şimdi ben cümleyi bitirirken sana bir sıfat ile hitap etmek istiyorum ama ne diyeceğimi bilemediğimden böyle cümleyi bitiriyorum ama konuşurken bir şey söylemekten son anda vazgeçip bitirilen cümleler gibi oluyor o benim iç dünyamda... Ah.. İç dünyam.
Neyse,
Hı, evet su yaptım ben. Şu an suda mesela erikler. Ben de odamdayım, niye... çünkü eve geldim. Eve gelmeden - eve gelip gittikten sonra filan yaptığım birkaç mahalle işi terlikli patikli, yaşlı amca şakalı olay daha var ama onları atlıyorum çünkü ben bile sıkıldım.
Neyse,
İşte şimdi ben böyle oturuyorum yatağımın içinde. Bugün güzel bir gündü ona seviniyorum. Ofis hayatı filan, başarılıyım bugün. Ofis arkadaşımın renkli çoraplarım yüzünden bana renkli ojeler hediye etmesinin sebebiyim.
Ne bileyim.
Kafiye mi yaptım.
Neyse.
Tam o sırada önümdeki koltukta koca kulaklıklı - koca kulaklı değil - , bir genç adam kitap okuyup müzik dinliyordu. Bu nasıl yapılır bilmem. Yani çok zeki olmalı çünkü sağ eliyle de sürekli elindeki tükenmez kalemi açıp kapatıyordu. Ben o sesten rahatsız olurum arkadaş.
Demedim tabi böyle.
Hem kalem ile oynayıp hem kitap okuyup hem müzik dinlemek nasıl oluyor bilmem.
Yine de ne okuduğunu görmeye çalıştım tabi. Ve çalışmalarım bana sol sayfadaki
-Anlaştık, dedi.
cümlesi ile meyvesini verdi.
Kitabının ne ile ilgili olduğunu anlayamadım, sadece biri biriyle anlaştı sanırım. Bu durum kitap hakkında olumlu bir etki bıraktı üzerimde çünkü... yani, anlaşmışlar işte.
Neyse, ben bu genç adamla aynı durakta indim. Kapıya doğru götüm götüm ilerlerken kapının eşiğinde - kapı eşiği - duruyordu. Otobüs durduğunda elinde kitabı ile otobüsten inen birini daha gördüm. Allah allah dedim. Bir bism... çekip otobüsten indim. İndiğimde durağın kenarında yine kulaklıklı bir genç adam kitap okuyordu. NERELOLOYOR diye sordum içimden. Genç adamlar cephesinde bir hareketlenme OLOYORDU besbelli. Çünkü otobüsten inerken gördüğüm 2. kişi de geç dönem bir genç adamdı.
Neyse dedim.
Biliyorum ilk gördüğüm genç adam ile ilgili çok ilginç bir insandı, ilk görüşte farklı olduğunu anlamıştım, gizemli yabancı... içerikli bir şeyler yazayazdım. Ama olay öyle değil gördüğün gibi. İlginç olduğunu filan düşünmüyorum ben bu hem kitap okumaların hem müzik dinlemelerin hem çıkıtıkıçıkıtıkı kalemle oynamaların. İlginç olmaya çalışmak için bu kadar düz olmak gereksiz çünkü.
Neyse efendim,
İşte indim ben... Dün bütün akşam sırf yorgun olduğumdan - ofisten eve yürüdüm ben - bir kat aşağı inip kendime su alamadım. Yapamadım yani bunu. Öyle utanç içinde oturdum evde susuk susuk. İşte genç adamlardan sonra aklıma düşen şey buydu. Dün gece geçirdiğim zor dakikalar. O kadar zordu ki sabah uyandığımda kalkıp buzdolabında kalmış son portakalın suyunu içtim ben. Öyle bir susamak. İşte bunları düşünürken üçler hiper mi süper mi karar veremedim şimdi markete gittim ben. Ordan kendime sular, sodalar, bi de koyu renkli altı mı yedi mi ne tane erik
aldım. Çok pistiler. Ama yine de aldım. Dedim ben buna evde su yaparım, o suya sirke dökerim. Aynen de öyle yaptım... Bu arada şimdi ben cümleyi bitirirken sana bir sıfat ile hitap etmek istiyorum ama ne diyeceğimi bilemediğimden böyle cümleyi bitiriyorum ama konuşurken bir şey söylemekten son anda vazgeçip bitirilen cümleler gibi oluyor o benim iç dünyamda... Ah.. İç dünyam.
Neyse,
Hı, evet su yaptım ben. Şu an suda mesela erikler. Ben de odamdayım, niye... çünkü eve geldim. Eve gelmeden - eve gelip gittikten sonra filan yaptığım birkaç mahalle işi terlikli patikli, yaşlı amca şakalı olay daha var ama onları atlıyorum çünkü ben bile sıkıldım.
Neyse,
İşte şimdi ben böyle oturuyorum yatağımın içinde. Bugün güzel bir gündü ona seviniyorum. Ofis hayatı filan, başarılıyım bugün. Ofis arkadaşımın renkli çoraplarım yüzünden bana renkli ojeler hediye etmesinin sebebiyim.
Ne bileyim.
Kafiye mi yaptım.
Neyse.
21 Aralık 2010 Salı
Wet Sand
Güzel başlamak gerekir bazen. Çünkü " tamam, bu kadar yeter. toparlıyorum..." dediğinde, her zaman toparlayamayabilirsin.
birdsinyourhair
isawyoutheresounawarethosehummingbirdsallinyourhair.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)