25 Ocak 2011 Salı

Mmmmmm Mmmmmm

http://www.youtube.com/watch?v=yhuPiBZHvLE&feature=player_embedded

the speed of pain

they slit our throats like we were flowers
and our milk has been devoured
when you want it, it goes away too fast
when you hate it, it always seems to last
but just remember, when you think you're free
the crack inside your fucking heart is me

i wanna outrace the speed of pain for another day
i wish i could sleep, but i can't lay on my back
because there's a knife for everyday that i've known you
when you want it, it goes away too fast
when you hate it, it always seems to last
but just remember when you think you're free
the crack inside your fucking heart is me

i wanna outrace the speed of pain for another day
lie to me, cry to me, give to me
i would lie with me, die with me, give to me
i would keep all your secrets
wrapped in dead hair
i hope at least we die holding hands for always.

14 Ocak 2011 Cuma

Matrix

Ben ameliyat oldum.

Çok ciddi bir operasyon değildi ama ilk defa yaptığım milyonlarca şeyi anlatma ihtiyacı içindeyim.

Ve işte, başlıyorum...

Teşhis 12 Ocak 2011 tarihinde kondu ve 13 Ocak 2011'de 11:15'te ameliyata alındım. Daha önce ameliyathanenin kıyısından bile geçecek bir rahatsızlığım olmamıştı ve bu nedenle biraz gergindim. Her şey o kadar hızlı ilerledi ki... Bir gün önce, amaaann önemli bir şey değildir zaten'lerle gittiğim doktor odasından çıktım ve bir gün sonra ameliyathane öncesi bana ayırılan odada, o popoyu açıkta bırakan ameliyat giysisini giyerken buldum kendimi. Ve son dakikaya kadar içimden " in a world without justice, one girl..." ile başlayan kahramanlık hikayeleri hayal ederek geçirdim. Ameliyathaneden çıkarken herkes beni alkışlayacaktı filan... E öyle olmadı tabi. Sol koluma bana enjekte edecekleri çeşitli kimyasallar için bir damar girişi açıldı - iğrenç - . Ve ondan sonra bir düzine kişisel soruyu, karşıma çıkmış alelade bir insana anlatmak durumunda kaldım. Sanki bir gün önce doktoruma aynı şeyi yapmamışım gibi... Bu çok garip bir duygu. Özellikle daha önce böyle bir şey yaşamamış biri için. Şu an doktoruma ve hemşireme hayatımdaki çoğu insandan daha yakın hissediyorum yani çünkü, her şeyimi biliyorlar. Neyse efendim... Bütün bu, rahatsız edici değil ama... nasıl desem, tuhaf prosedürlerden sonra sabah bir bardak su içmemin yarattığı küçük çapta anestezistsel krizin de çözülmesi ile elimi kolumu sallayarak ameliyathane denilen tüplü, serumlu, kimyasallı yere ulaştım. Olayın ciddiyetini kavramamı sağlayan bu görüntü karşısında biraz paniklemediğimi söyleyemeyeceğim. Anestezistimin sorduğu herhangi bir hastalığın var mı vs... türü sorulara cevap olarak, geçtiğimiz günlerde yaşadığım basit bir baş dönmesine kadar oldukça detaylı bir açıklama sundum ve cümlelerimi, "şimdi ben ameliyat sırasında nefes alamassam mesela, siz burdan görürsünüz di mi" sorusu eşliğinde bitirdim. Anestezi uzmanı birkaç rahatlatan cümleden sonra elimi sıvazlayıp "ben burdayım" mesajı ile narkoz denilen, insana hayatı en çok sorgulatacak şeyi aciz vücuduma kolumdaki damar yolu ile nakşetti. Çok tuhaf bir his.... Nasıl desem... Ben o sıvının kolumdaki damardan boynuma gelişini, ordan bir anda kafamdaki tüm damarlara yayılışını hissettim. Sanki Matrix'e ışınlanıyormuşum gibi bir histi. Öyle oluyordu ya, ahizeyi kaldırınca bütün vücutları yavaşça kayboluyordu... Resmen öyle bir histi ve resmen öyle olmadığına da hiçbir güç beni inandıramaz. Neyse, işte doktorumun sorduğu klasik "hangi okuldaydın sen", "hmm, çok geçerli bir bölüm" sohbetimizden sonra gözlerimden birinin havaya, birinin toprağa baktığı o an anestezi uzmanına dönüp yılışık bir şekilde " senin adıınnn neeeğğ" deyişim ile gözlerim tamamen kapandı. Gerisinde hiçbir şey yok, diyemeyeceğim çünkü uyandırıldığım ilk dakika çok güzel bir şey hatırladığıma eminim. Zaten anestezistim " ee irem nasıl bir duyguymuş narkoz" diye sorduğunda "güzeğll, yinee yapıııın" cevabımın başka bir açıklaması olacağını sanmıyorum. Neyse işte efendim, bu cevabım ile birlikte yürüyen yatağımla odama getirildim. Bu esnada hala daha "güzeğll" demeye devam etmişim. Bu kısımlar çok net değil, hemşiremin ve annemin aktardığı kadarına güvenebiliyorum. Odama getirildikten sonrasını pek anlatmaya niyetli değilim. Biraz acı çektim çünkü. Ağlayıp zırladım. - çok acıyormuş be - 2 ağrı kesiciden sonra 3 saat içinde biraz daha iyi hissetmeye başladığımda, - yediğim bir paket antep fıstıklı çikolatanın da etkisi ile - doktorumun istediği zaman gidebilir emri doğrultusunda ayaklandım. Bi de korkudan o kadar hareketsiz kaldım ki hareketsiz kalma konusunda bu bir guiness rekoru olabilir. Yatağımdan kalktığımda yeni yürümeyi öğrenen bir penguen gibiydim. Hastaneden çıkıp taksiye bindiğim noktaya kadar da aynı bir penguen gibi yürüdüm. Komikti. Suratımda anlamsız bir acı ile penguen yürüyüşüm, insanların duygu aleminde tezatlıklar oluşturmuş olabilir. Neyse... Taksiye bindim ben. Dünyanın en salak taksiye biniş şekli ile. O kadar tuhaftı ki taksici bana, ben daha bir şey demeden "geçmiş olsun" dedi. Sağol kardeş dedim. - hayır, kardeş demedim, sanırım -. Bundan sonrası sarsıntılı ve rahatsız bir yolculuk ve akabinde eve varış, merdiven çıkış. Babamın hanimiş benim kızım merdiven çıkıyormuş gibi sevgi gösterileri. Annemin diken üstündeliği falan da filan da. Evime vardığımda bir oh çektiğimi hatırlıyorum. Lakin elbette kendi yatağıma uzanıyor oluşum herhangi bir dert için derman olamıyordu. Ağrılarım devam etti. Müzedeki bir heykel kadar hareketsiz kalmaya devam ettim ben de ısrarla. Ama biliyordum... Hareket etmek zorunda kalacağım an'ın geleceğini biliyordum. Burda birkaç can sıkıcı olay ve e canım acımıyormuş ki böyle yapınca farkındalıkları filan var, atlıyorum.

Ve atlayıp şimdi'ye geliyorum. Şimdi, ameliyatımın üzerinden bir günü aşkın bir süre geçti. Çok ciddi bir ameliyat olmadığı için, ilaçlarımın da etkisi ile daha iyi hissediyorum. Yatağımda oturmuş 3 gün sonra başlayacak olan finallerim için ne b.k yiyeceğimi düşünürken bunları yazıyorum. Ve sonunda şükür olsun diyorum.

Ucundan, kıyısından da olsa ameliyat- hastalık-hastane olaylarını yaşamış olmam, sanırım bir açıdan bana iyi geldi. Çok klişe şeyler söyleyeceğim belki ama o noktada anladım ben sağlıktan ötesinin olmadığını. Hastanede çektiğim o 4 saatlik acı, hayatımda yaşadığım bütün acılara galip geldi resmen. Bundan ötesi yok.

Bu yüzden herkes kendine çok dikkat etsin, yoğurt yiyin bol bol. Bağırsak bakterilerini yok ediyor, kolon kanserini önlüyor, mide rahatsızlıklarını gideriyor, kemiklere çok iyi geliyor. Yeşil çay için, bir dizi kanser türüne iyi geliyor. Maydanoz yiyin, doğal antibiyotik, bir sürü vitamin var içinde. Sarımsak, tansiyonu düşürmekle birlikte gıda türünde, içinde çok farklı bakterilere karşı mücadele edebilecek bir antibiyotik. Ne bileyim işte. Yiyin böyle şeyler. İş işten geçince hiçbir şeyin bir anlamı yok.

Herkese mutlu günler dilerim.

robert.

forgive, o lord, my little jokes on thee
and i’ll forgive thy great big one on me.

robert.

whose woods these are , i think i know
his house is in the village though
he will not see me stopping here
to watch his woods fill up with snow.

my little horse must think it queer
to stop without a farmhouse near
between the woods and frozen lake
the darkest evening of the year.

he gives his harness bells a shake
to ask if there is some mistake.
the only other sound is the sweep
of easy wind and downy flake.

the woods are lovely , dark and deep ,
but i have promises to keep,
and miles to go before i sleep,
and miles to go before i sleep...

11 Ocak 2011 Salı

richard.

i'll affect you slowly
as if you were having
a picnic in a dream.
there will be no ants.
it won't rain.

10 Ocak 2011 Pazartesi

Fugitive Motel

lost in a lullaby
side of the road
melt in a memory
slide in a solitude
not ‘til i can read by the moon
am i going anywhere
not ‘til i can read by the moon
i blow you a kiss
it should reach you tomorrow
as it flies from the other side of the world
from my room in my fugitive motel
somewhere in the dust bowl
it flies from the other side of the world
‘i’m tired’ i said
‘you always look tired’ he said
‘i’m admired’ i said
‘you always look tired’ he said
not ‘til i can read by the moon
am i going anywhere
not ‘til i can read by the moon
curtains stay closed
but everyone knows
you hear through the walls in this place
cigarette holes for every lost soul
to give up the ghost in this place
give me strength
give me wings.