"40 yıldır tekellüm ediyorum da insanlar benim kendileriyle konuştuğumu zannediyorlar."
- Bayezid-i Bistamî
28 Ocak 2018 Pazar
27 Ocak 2018 Cumartesi
Motto
“Don't bend; don't water it down; don't try to make it logical; don't edit your own soul according to the fashion. Rather, follow your most intense obsessions mercilessly.”
- Franz Kafka
27/12/18 02:04
Kapılar içinde bir kapı.
Sabah uyandığımda gördüğüm bir rüyadan hatırladıklarım gibi. Şu an mı, rüya mı diye düşündüğüm kısacık bir andan. Bazı anların neden uzun sürdüklerini biliyorum. Her zaman benim fark edemediğim bir şeyler olduğunu düşünmüşümdür. Hayat ile ilgili, insanlar ile ilgili, yürüdüğüm yol ile ilgili... Sonu gelmez sorular ve kısır düşünceler dönüp dolaşıp derine kazamadan aynı yere varırdı. Bu beni her zaman öfkelendirmiştir.
Yine de derinlere inmek için en iyi yöntemin deneyimler ile birlikte okumak olduğuna inanmıştım. Hala da buna inanırım. Ama ben yazarların romanlarından çok günlüklerini merak ederim.
Şu an biri karşıma geçip çocukken bana güzel hayallerin vaadini veren " büyüyünce ne olacaksın " sorusunu sorsa, imkanların varlığına beni inandırırcasına bir sevecenlikle, sanırım savaş muhabiri derdim. Düşündüğümde deneyimi, gerçekliği, insanı, duyguyu daha iyi öğrenebileceğim başka bir yer hayal edemiyorum bugün. Ve bütün hayatım boyunca gitmek istediğim tek yer orasıydı niyeyse.
Savaş alanı tıpkı gerçek gerçeklik gibi, yaşamla ilgili ne varsa her şeyin karmançorman birbirine girdiği, hile yapmayı çok seven insanın bir an durup düşünecek zamanı olmadan hayvanlar gibi en içten gelen gerçek güdüleriyle hareket ettiği, cehennem.
Hayat gibi bir cehennem.
Sabah uyandığımda renkli nevresimlerimle kendimi şımartıyorum. Uyanır uyanmaz gözlerimin açılmasını sağlayacak tatlı bir şeyler atıştırmanın keyfini sürüyorum. Her sabah. İnsan gerçekliği ne güzel süsler. Bu hazcı halimizin sadece yeni dünyadaki ezberlenmiş bakış açısı olduğuna inanmıyorum.
Aklıma korku geliyor. Karanlık bir filmin en gerilimli ve koyu yerinde yaşadığın iç sıkıntısının bir anda farkına vardığın anı düşün. Bunun gibi. Hayata dair tek bir farkındalık anına bile katlanamıyorum.
Soğuk bir kış günü sokakta gördüğün çıplak ayaklı dilenci çocuğu hatırladın mı? Görüntü gözünün önüne gelmediyse bile, o hissi biliyorsun.
Hislerimiz kaybolmaz. Kumda yürürken ardımızda bıraktığımız ayak izleri gibidir. En keskinleri yüzeye çıksa da asıl kaynak yer altında depolanır.
---------------------------------------
Bütün çocukluğum mucizeleri kovalamakla geçti. Çocukluk bir mucize değildi ama benim o zaman bunun farkına varamayacak kadar içeriye doğru bir hayatım vardı. Gözlerimi kapatıp bütün dünyanın göz kapaklarımın perdesinde sahnelenen ve benim kavrayıp hissedebildiğim kadarını barındıran bir yer olduğunu sanırdım.
Hep diğerlerinden farklı birilerini aramamız geçmeyen bir çocukluk mucizesi arayışı mıydı, bunu düşünüyorum.
Yıllardır gerçekten tanıdığınız herkesten farklı olduğunu düşündüğünüz biri var mı?
Benim yok.
Çocuk heyecanlarım 29. yılında aynı yanılsamalarla iki büklüm olmuş sönük de olsa varlığını sürdürüyor.
Sabah uyandığımda gördüğüm bir rüyadan hatırladıklarım gibi. Şu an mı, rüya mı diye düşündüğüm kısacık bir andan. Bazı anların neden uzun sürdüklerini biliyorum. Her zaman benim fark edemediğim bir şeyler olduğunu düşünmüşümdür. Hayat ile ilgili, insanlar ile ilgili, yürüdüğüm yol ile ilgili... Sonu gelmez sorular ve kısır düşünceler dönüp dolaşıp derine kazamadan aynı yere varırdı. Bu beni her zaman öfkelendirmiştir.
Yine de derinlere inmek için en iyi yöntemin deneyimler ile birlikte okumak olduğuna inanmıştım. Hala da buna inanırım. Ama ben yazarların romanlarından çok günlüklerini merak ederim.
Şu an biri karşıma geçip çocukken bana güzel hayallerin vaadini veren " büyüyünce ne olacaksın " sorusunu sorsa, imkanların varlığına beni inandırırcasına bir sevecenlikle, sanırım savaş muhabiri derdim. Düşündüğümde deneyimi, gerçekliği, insanı, duyguyu daha iyi öğrenebileceğim başka bir yer hayal edemiyorum bugün. Ve bütün hayatım boyunca gitmek istediğim tek yer orasıydı niyeyse.
Savaş alanı tıpkı gerçek gerçeklik gibi, yaşamla ilgili ne varsa her şeyin karmançorman birbirine girdiği, hile yapmayı çok seven insanın bir an durup düşünecek zamanı olmadan hayvanlar gibi en içten gelen gerçek güdüleriyle hareket ettiği, cehennem.
Hayat gibi bir cehennem.
Sabah uyandığımda renkli nevresimlerimle kendimi şımartıyorum. Uyanır uyanmaz gözlerimin açılmasını sağlayacak tatlı bir şeyler atıştırmanın keyfini sürüyorum. Her sabah. İnsan gerçekliği ne güzel süsler. Bu hazcı halimizin sadece yeni dünyadaki ezberlenmiş bakış açısı olduğuna inanmıyorum.
Aklıma korku geliyor. Karanlık bir filmin en gerilimli ve koyu yerinde yaşadığın iç sıkıntısının bir anda farkına vardığın anı düşün. Bunun gibi. Hayata dair tek bir farkındalık anına bile katlanamıyorum.
Soğuk bir kış günü sokakta gördüğün çıplak ayaklı dilenci çocuğu hatırladın mı? Görüntü gözünün önüne gelmediyse bile, o hissi biliyorsun.
Hislerimiz kaybolmaz. Kumda yürürken ardımızda bıraktığımız ayak izleri gibidir. En keskinleri yüzeye çıksa da asıl kaynak yer altında depolanır.
---------------------------------------
Bütün çocukluğum mucizeleri kovalamakla geçti. Çocukluk bir mucize değildi ama benim o zaman bunun farkına varamayacak kadar içeriye doğru bir hayatım vardı. Gözlerimi kapatıp bütün dünyanın göz kapaklarımın perdesinde sahnelenen ve benim kavrayıp hissedebildiğim kadarını barındıran bir yer olduğunu sanırdım.
Hep diğerlerinden farklı birilerini aramamız geçmeyen bir çocukluk mucizesi arayışı mıydı, bunu düşünüyorum.
Yıllardır gerçekten tanıdığınız herkesten farklı olduğunu düşündüğünüz biri var mı?
Benim yok.
Çocuk heyecanlarım 29. yılında aynı yanılsamalarla iki büklüm olmuş sönük de olsa varlığını sürdürüyor.
26 Ocak 2018 Cuma
RUH
"-Rusların hayatı çekilmez olmalı, bedbaht olmalı; ruh ancak o zaman yükselir, bu dünyaya ait olmadığını o zaman idrak eder. Her şey ne kadar pislik ve kan içindeyse, ruh kendine o kadar çok yer bulur."
- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2015; Svetlana Aleksiyevic, http://www.5harfliler.com/kaybedilmis-bir-savas-uzerine-svetlana-aleksiyevicin-nobel-edebiyat-odulu-konusmasi/
- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2015; Svetlana Aleksiyevic, http://www.5harfliler.com/kaybedilmis-bir-savas-uzerine-svetlana-aleksiyevicin-nobel-edebiyat-odulu-konusmasi/
KADIN SAVAŞI
"Bir başka gezide, savaşta süvari bölüğünde görev yapan bir sağlık görevlisi kadın anlatıyordu: Çatışma sırasında yaralanan bir Alman askerini top mermisi çukuruna sürüklüyor, ama adamın Alman olduğunu çukura inince farkediyor. Adamın bacağı kırık, kanaması var. Adam düşman! Ne yapmalı? Yukarıda kendi halkından çocuklar ölüyor. Ama kadın adamın bacağını sarıp, sürünerek geri çıkıyor. Bir süre sonra bu sefer bilincini kaybetmiş yaralı bir Rus askeriyle geri geliyor çukura. Rusla Alman, bilinçleri açılınca birbirlerini öldürmeye yelteniyorlar. ‘Bir onun suratına yapıştırıyorum elimin tersiyle, bir öbürünün,’ diye anımsıyor kadın. ‘Bacaklarımız kan içinde, herkesin kanı birbirine karışmış.’
Bu, benim bilmediğim bir savaştı. Kadın savaşı. Kahramanlar hakkında bir savaş değil. Kahraman bir halkın, başka bir halkı nasıl öldürdüğü hakkında değil. Bir kadının ağıdını hatırlıyorum: ‘Çatışma bittikten sonra meydanda yürüyorsun. Ve hepsi orada yatıyor… Hepsi de genç, ve o kadar güzel ki… Yerde yatıyorlar ve gökyüzüne bakıyorlar. Onlara da yazık, öbürlerine de.’
İşte bu, ‘onlara da, öbürlerine de,’ bana kitabımın neyle ilgili olacağına dair bir ipucu verdi. Savaşın, cinayet demek olduğuyla ilgili olacaktı. Kadınların hafızasında savaş böyle kalmıştı. Daha demin, birisi gülümsüyordu, sigara içiyordu – ve o insan artık yok. Her şeyden çok, kadınlar yok oluştan bahsediyordu, savaşta her şeyin hiçliğe ne kadar çabuk dönüştüğünden. İnsanın da, insanlığın vaktinin de.
(....)
Kitap iki sene boyunca basılmadı. Perestroyka’ya, Gorbaçov’a kadar basmadılar. Sansürcüler, ‘Sizin kitabınızdan sonra, kimse savaşa gitmeyecek’ diye bana akıl verdi, ‘sizin anlattığınız savaş korkunç. Neden kahramanlarınız yok?’ Ben kahraman aramıyordum. Tarihi, ona şahit olup ve onda iştirak edip de görünmez kalanların hikayeleriyle yazıyordum. Bu insanlara kimse hiçbir zaman sormadı. İnsanlar, sıradan insanlar, büyük fikirler hakkında ne düşünüyor, bilmiyoruz.
Savaştan hemen sonra insan bir hikaye anlatır, 10 sene sonra başka bir hikaye. Bir şeyler tabi ki değişir, çünkü insan, hatıralarında hayatının tüm parçalarını üst üste dizmektedir. Tüm benliğinin. O senelerde nasıl yaşadığı, ne okuduğu, kimi gördüğü, neye inandığı, en sonunda mutlu olup olmadığı… Bunlar, biz değiştikçe değişen canlı belgeler.
(.....)
Bir keresinde şöyle bir söz duydum: ‘Biz, yalnızca savaşta özgürdük. Cephenin önlerinde.’ Bizim en büyük sermayemiz, ızdırap. Petrol değil, doğalgaz değil – ızdırap. Aralıksız üretebildiğimiz tek şey bu. Sürekli şu soruya cevap arıyorum: bizim çektiğimiz acılar neden özgürlüğe dönüşmüyor? "
İşte bu, ‘onlara da, öbürlerine de,’ bana kitabımın neyle ilgili olacağına dair bir ipucu verdi. Savaşın, cinayet demek olduğuyla ilgili olacaktı. Kadınların hafızasında savaş böyle kalmıştı. Daha demin, birisi gülümsüyordu, sigara içiyordu – ve o insan artık yok. Her şeyden çok, kadınlar yok oluştan bahsediyordu, savaşta her şeyin hiçliğe ne kadar çabuk dönüştüğünden. İnsanın da, insanlığın vaktinin de.
(....)
Kitap iki sene boyunca basılmadı. Perestroyka’ya, Gorbaçov’a kadar basmadılar. Sansürcüler, ‘Sizin kitabınızdan sonra, kimse savaşa gitmeyecek’ diye bana akıl verdi, ‘sizin anlattığınız savaş korkunç. Neden kahramanlarınız yok?’ Ben kahraman aramıyordum. Tarihi, ona şahit olup ve onda iştirak edip de görünmez kalanların hikayeleriyle yazıyordum. Bu insanlara kimse hiçbir zaman sormadı. İnsanlar, sıradan insanlar, büyük fikirler hakkında ne düşünüyor, bilmiyoruz.
Savaştan hemen sonra insan bir hikaye anlatır, 10 sene sonra başka bir hikaye. Bir şeyler tabi ki değişir, çünkü insan, hatıralarında hayatının tüm parçalarını üst üste dizmektedir. Tüm benliğinin. O senelerde nasıl yaşadığı, ne okuduğu, kimi gördüğü, neye inandığı, en sonunda mutlu olup olmadığı… Bunlar, biz değiştikçe değişen canlı belgeler.
(.....)
Bir keresinde şöyle bir söz duydum: ‘Biz, yalnızca savaşta özgürdük. Cephenin önlerinde.’ Bizim en büyük sermayemiz, ızdırap. Petrol değil, doğalgaz değil – ızdırap. Aralıksız üretebildiğimiz tek şey bu. Sürekli şu soruya cevap arıyorum: bizim çektiğimiz acılar neden özgürlüğe dönüşmüyor? "
- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2015; Svetlana Aleksiyevic, http://www.5harfliler.com/kaybedilmis-bir-savas-uzerine-svetlana-aleksiyevicin-nobel-edebiyat-odulu-konusmasi/
HAKİKAT
Hakikatin tek bir kalbe, tek bir akla sığmaması bana hep eziyet vermiştir. Hakikat ayrık ayrıktır, çoktur. Hakikat farklıdır, dünyaya sepelenmiştir. ‘İnsanlık, kendisi hakkında, edebiyatla sabitleme fırsatı bulduğundan çok, çok daha fazlasını biliyor’ diyor Dostoyevski.
- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2018; Svetlana Aleksiyevic
- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2018; Svetlana Aleksiyevic
25 Ocak 2018 Perşembe
Domination
I don’t want to be at the mercy of my emotions. I want to use them, to enjoy them,
and to dominate them.
- Oscar Wilde, The Picture of Dorian Gray
and to dominate them.
- Oscar Wilde, The Picture of Dorian Gray
21 Ocak 2018 Pazar
Uçun
"Onları kenara götürüp uçmalarını söyledik. Durup beklediler. Uçun! dedik, durdular. Onları kenardan ittik. Ve uçtular. "
- Guillome Apollinaire / Kurtlarla Koşan Kadınlar s. 98
- Guillome Apollinaire / Kurtlarla Koşan Kadınlar s. 98
Cevap
"... çünkü kültür ailenin ailesidir. Eğer ailenin ailesinin çeşitli hastalıkları varsa, o zaman o kültürdeki bütün ailelerin aynı hastalıkla mücadele etmeleri gerekecektir. (...) Cultura cura; kültür iyileştirir. Eğer kültür bir şifacıysa, aileler nasıl şifa bulacaklarını öğrenirler; daha az kavgacı, daha onarıcı, çok daha az yaralayıcı, çok daha nazik ve sevecen olurlar. Yok edicinin egemen olduğu bir kültürde doğması istenen tüm eski hayatlar, hareket etme yetisinden yoksundur ve o kültürün bütün yurttaşlarının ruhsal hayatları hem korku hem de tinsel kıtlıkla felç olur. "
- Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar s. 82
- Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar s. 82
Jung
"İnsanlar bilinçlendikçe, Tanrı da daha bilinçli hale gelir."
- Aktaran Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar s.77
- Aktaran Clarissa P. Estes, Kurtlarla Koşan Kadınlar s.77
18 Ocak 2018 Perşembe
Başka Bir Yol Bilmiyormuş
Kapı açıldı, içeri bir dev girdi. Onunla beraber ırmağın bütün kokuları da içeri doldu.Kimse kıpırdayamadan dev bir sandalye alıp ikiye böldü, korkmuş müşterileri bir köşeye kovaladı. Dehşet içindeki üç şarkıcı ayağa kalkmıştı, yağmur altındaki cezayir menekşeleri gibi duvara yapışmışlardı, dev elindeki sopaları sallıyor, tehditler savuruyordu, öldürecekti...
Ama son anda tempo tutup usul usul bir şarkı mırıldanmaya başladı: " Gri güvercin, neredeydin?" Evet sakin sakin şarkı söylüyordu... Şarkısı bitince kırık sandalyeyi elinden bıraktı, garsona zararı ödedi: kapının aralığından geri dönüp hala şok geçiren müşterilere " Beyler, ben cellat yardımcısıyım..." dedi. Sonra çekip gitti, sefil ve düşünceli, belki de geçen yıl Holesovice mezbahasında beni bir köşeye çekip gırtlağıma bıçak dayayan oydu, sadece cebinden bir kağıt çıkarıp Ricany'deki bir dilberin şerefine dizeler okumuştu... Sonra özür dilemişti, yapıtlarını dinlemeleri için insanları zorlayacak başka bir yöntem bilmiyormuş....
Gürültülü Yalnızlık, Bohumil Hrabal
Ama son anda tempo tutup usul usul bir şarkı mırıldanmaya başladı: " Gri güvercin, neredeydin?" Evet sakin sakin şarkı söylüyordu... Şarkısı bitince kırık sandalyeyi elinden bıraktı, garsona zararı ödedi: kapının aralığından geri dönüp hala şok geçiren müşterilere " Beyler, ben cellat yardımcısıyım..." dedi. Sonra çekip gitti, sefil ve düşünceli, belki de geçen yıl Holesovice mezbahasında beni bir köşeye çekip gırtlağıma bıçak dayayan oydu, sadece cebinden bir kağıt çıkarıp Ricany'deki bir dilberin şerefine dizeler okumuştu... Sonra özür dilemişti, yapıtlarını dinlemeleri için insanları zorlayacak başka bir yöntem bilmiyormuş....
Gürültülü Yalnızlık, Bohumil Hrabal
16 Ocak 2018 Salı
Kant
Iki konu dusuncemi hep yeni ve buyuyen bir hayranlikla dolduruyor; uzerimdeki yildizli gokkubbe ve icimdeki ahlak yasasi.
Cingeneler
`Gorunuse bakilirsa, biz daha elimizde baltalarla kosturup keci guderken cingenelerin dunyada bir yerlerde bir devleti varmis, daha once iki kez cokmus bir toplumsal yapilari varmis; ikinci kusagi Prag`a yerlesmis olan bugunku cingeneler, calistiklari yer neresi olursa olsun bir toren atesi, sadece zevk icin citirdayan, neseli bir gocebe atesi yakarlar; cali cirpilardan harli bir ates, bir cocuk gulusune, insan dusuncesinden daha eski bir sonsuzluk sembolune benzeyen, sanki tanrinin bagisladigi bedava bir ates, dunya halinin derdine dusmus gelip gecenlerin fark bile etmedigi doga guclerinin canli bir isareti, Prag sokaklarinin cukurlarinda gocebelerin gozunu ve ruhunu isitsin diye yakilmis bir ates...`
- Gurultulu Yalnizlik, Bohumil Hrabal
- Gurultulu Yalnizlik, Bohumil Hrabal
Hegel
`Hegel`den ogrendigim seyi dusununce urperiyordum; dunyadaki tek korkutucu sey donmus, taslasmis, olmek uzere olandir ve tek umut verici sey de bireyin daha da iyisi toplumun mucadele sayesinde genclesmeyi, yasama hakkini ele gecirmeyi basarmasidir.`
- Bohumil Hrabal, Gurultulu yalnizlik
- Bohumil Hrabal, Gurultulu yalnizlik
11 Ocak 2018 Perşembe
Marcion Of Sinope
" Mükemmel olmaktan uzak, kötülüklerle dolu bu dünya, Tanrı'yı keyfi, gaddar insan yazgısına egemen niteliklerle tanımlayan zihniyetin oluşturduğu bir dünya'dır. Tanrı anlayışını akılcı temele dayatmak ve sevgi öğesi yapmak ve böylece insanlar arası ilişkiler kaynağı kılmak gerekir."
- Aktaran; Turan Dursun, Din Bu I s.17
- Aktaran; Turan Dursun, Din Bu I s.17
8 Ocak 2018 Pazartesi
Canım İstemiyor
Merhaba.
Yine ben.
Her hafta okuduğum 3 kitap, sunumlar, sınavlar, ne yapacağım iç sıkıntısı, nasıl olur tasaları derken yine buradayım. Biliyorum bu biraz kimyasal. Düzelecek. Ama insan en zayıf anında özleminin hiç dinmediği şeyleri hatırlıyor. Elde edemediği şeyleri. Başkası söylese kızarım ama zamanım azalıyor biliyorum. Plansız bir hayatın acısını çektiğim için her an her şeyi planlama isteği var içimde. Aradığımı bulamadıkça planlarım aksıyor. Ne yapacağım bilemiyorum, yerine ne koymalıyım? Ama canım hiç istemiyor.
Yine ben.
Her hafta okuduğum 3 kitap, sunumlar, sınavlar, ne yapacağım iç sıkıntısı, nasıl olur tasaları derken yine buradayım. Biliyorum bu biraz kimyasal. Düzelecek. Ama insan en zayıf anında özleminin hiç dinmediği şeyleri hatırlıyor. Elde edemediği şeyleri. Başkası söylese kızarım ama zamanım azalıyor biliyorum. Plansız bir hayatın acısını çektiğim için her an her şeyi planlama isteği var içimde. Aradığımı bulamadıkça planlarım aksıyor. Ne yapacağım bilemiyorum, yerine ne koymalıyım? Ama canım hiç istemiyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)