Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mart 2018 Pazartesi

Öğretiyor I

Hayat insana kabuk örmeyi öğretiyor. Bir örümceğin ağı gibi mucizevi ve fakat onun varoluşu kadar doğal değil.

Yamuk yumuk.

3 Şubat 2018 Cumartesi

Belki de En İyi

Gözü ısrarla yatağının ucunda uyuyan kedisine takılıyor. İstemsizce çattığı kaşları, düşündüğü önemli şeylerin getirdiği dalgınlıkla birleşip ikisini birden sessizlikle boğuyor. İçinde belli belirsiz, tatlı bir heyecanla, kaygıdan doğan sıkıntı kol kola. Her zamankinden. Kim bilir, belki de en iyi o yaşıyordur.

27 Ocak 2018 Cumartesi

Motto

“Don't bend; don't water it down; don't try to make it logical; don't edit your own soul according to the fashion. Rather, follow your most intense obsessions mercilessly.”

- Franz Kafka

26 Ocak 2018 Cuma

KADIN SAVAŞI

"Bir başka gezide, savaşta süvari bölüğünde görev yapan bir sağlık görevlisi kadın anlatıyordu: Çatışma sırasında yaralanan bir Alman askerini top mermisi çukuruna sürüklüyor, ama adamın Alman olduğunu çukura inince farkediyor. Adamın bacağı kırık, kanaması var. Adam düşman! Ne yapmalı? Yukarıda kendi halkından çocuklar ölüyor. Ama kadın adamın bacağını sarıp, sürünerek geri çıkıyor. Bir süre sonra bu sefer bilincini kaybetmiş yaralı bir Rus askeriyle geri geliyor çukura. Rusla Alman, bilinçleri açılınca birbirlerini öldürmeye yelteniyorlar. ‘Bir onun suratına yapıştırıyorum elimin tersiyle, bir öbürünün,’ diye anımsıyor kadın. ‘Bacaklarımız kan içinde, herkesin kanı birbirine karışmış.’

Bu, benim bilmediğim bir savaştı. Kadın savaşı. Kahramanlar hakkında bir savaş değil. Kahraman bir halkın, başka bir halkı nasıl öldürdüğü hakkında değil. Bir kadının ağıdını hatırlıyorum: ‘Çatışma bittikten sonra meydanda yürüyorsun. Ve hepsi orada yatıyor… Hepsi de genç, ve o kadar güzel ki… Yerde yatıyorlar ve gökyüzüne bakıyorlar. Onlara da yazık, öbürlerine de.’

İşte bu, ‘onlara da, öbürlerine de,’ bana kitabımın neyle ilgili olacağına dair bir ipucu verdi. Savaşın, cinayet demek olduğuyla ilgili olacaktı. Kadınların hafızasında savaş böyle kalmıştı. Daha demin, birisi gülümsüyordu, sigara içiyordu – ve o insan artık yok. Her şeyden çok, kadınlar yok oluştan bahsediyordu, savaşta her şeyin hiçliğe ne kadar çabuk dönüştüğünden. İnsanın da, insanlığın vaktinin de.
(....)
Kitap iki sene boyunca basılmadı. Perestroyka’ya, Gorbaçov’a kadar basmadılar. Sansürcüler, ‘Sizin kitabınızdan sonra, kimse savaşa gitmeyecek’ diye bana akıl verdi, ‘sizin anlattığınız savaş korkunç. Neden kahramanlarınız yok?’ Ben kahraman aramıyordum. Tarihi, ona şahit olup ve onda iştirak edip de görünmez kalanların hikayeleriyle yazıyordum. Bu insanlara kimse hiçbir zaman sormadı. İnsanlar, sıradan insanlar, büyük fikirler hakkında ne düşünüyor, bilmiyoruz.

Savaştan hemen sonra insan bir hikaye anlatır, 10 sene sonra başka bir hikaye. Bir şeyler tabi ki değişir, çünkü insan, hatıralarında hayatının tüm parçalarını üst üste dizmektedir. Tüm benliğinin. O senelerde nasıl yaşadığı, ne okuduğu, kimi gördüğü, neye inandığı, en sonunda mutlu olup olmadığı… Bunlar, biz değiştikçe değişen canlı belgeler.

(.....)

Bir keresinde şöyle bir söz duydum: ‘Biz, yalnızca savaşta özgürdük. Cephenin önlerinde.’ Bizim en büyük sermayemiz, ızdırap. Petrol değil, doğalgaz değil – ızdırap. Aralıksız üretebildiğimiz tek şey bu. Sürekli şu soruya cevap arıyorum: bizim çektiğimiz acılar neden özgürlüğe dönüşmüyor? "

HAKİKAT

Hakikatin tek bir kalbe, tek bir akla sığmaması bana hep eziyet vermiştir. Hakikat ayrık ayrıktır, çoktur. Hakikat farklıdır, dünyaya sepelenmiştir. ‘İnsanlık, kendisi hakkında, edebiyatla sabitleme fırsatı bulduğundan çok, çok daha fazlasını biliyor’ diyor Dostoyevski.

- Nobel Edebiyat Ödülü Konuşması, 2018; Svetlana Aleksiyevic 

25 Ocak 2018 Perşembe

Domination

I don’t want to be at the mercy of my emotions. I want to use them, to enjoy them,
and to dominate them.

- Oscar Wilde, The Picture of Dorian Gray 

31 Aralık 2017 Pazar

Yeniyılyeniyılyeniyılyeniyıl

İnsanlar genelde yeni yıla alışmayı zor bulurlar. Kağıt üzerine attıkları tarih hep geçmiştedir uzunca bir süre. Bugün ben kendime yeni yıl planı yapmak istedim. Ama her zaman ve her şeyde olduğu gibi, konunun en köküne inme isteğim beni ilk önce 2017 yılında yaptıklarım ve yapamadıklarım listesi hazırlamaya itti. Geçmiş yılın özetini çıkartıp karşıma koyma fikri hoşuma da gitmişti açıkçası. Nitekim listelerimi hazırladım. Kendimden ilk defa bir yıl sonunda hoşnutluk duydum. - Kabul edelim 2017'de kendime göre çok iş başardım. - Daha sonra da 2018 hedeflerimi yazdım. Bunları yazarken 2017'nin yapamadıklarımından ilham alarak. Büyük bir hevesle hazırladığım listemi de şimdilik tamamladığımda, en başa dönüp yazdıklarımı okumak istedim.
Ne göreyim.
2017 yerine, 2018 ile başlamışım ben.
Yeni yılın hevesi doğru tarih atmanın bile 3-4 ay sürdüğü bu geçiş durumunda beni tam tersine yönlendirmiş. Şimdiden kucaklamışım 2018'i meğersem.
2017'ye gel bakalım dememiştim. Geldiğini ve neler yapacağımı fark etmemiştim. Her şey aniden, canıma tak etme eşiğinde gerçekleşmişti. Şimdi 1 yılın başarılı hatırası, daha bilinçli aklı ile 2018'e gel bakalım diyorum.

2018, 2017'yi ez ve geç!


*Yeni yılın ilk mottosunu da şuraya bırakayım:

Ah, geç değil hiçbir şey için,
Yorgun yürek atmayı kesene dek!
Cato, yunanca öğrendi sekseninde,
Sofokles Oedipus'u yazdığında ve
Simonides nesri akranlarından kapıp götürdüğünde
Aşmıştı çoktan seksenlerini ikisi de
Ve Theophastrus doksanındaydı başladığında
"İnsan Karakterlerini" yazmaya. 

Henry Wadsworth Longfellow 

3 Kasım 2017 Cuma

herkesin bir bahanesi vardır.
umrumda değil diyorsun,
umrumda değil demenin bir değeri var, biliyorum.

20 Eylül 2017 Çarşamba

Bir Gün Tek Başına



bir yerlerde hiç kimse yok ve bu içimi sızlatıyor.

bir yerlerde bomboş, ısssız, söndü sönecek bir sokak lambasının biraz görünsün diye savaş verdiği sokaklar var.

zifiri sessizlikte öylece duruyor.

biliyorum bir yerlerde hiç yer yok.

kapkaranlık okyanus suları hiçliğe salınıyor.
çıldırtan sessizlikle tehlikeye akıyorlar.

ben göremiyorum,
ama hissediyorum.


sorun şu ki, niye hissediyorum?



18 Haziran 2013 Salı

Gözden Irak

söyleyebileceğimiz her şeyi söyledik, sonunda tekrarlara kaldık. sıkıldığımız için uydurduğumuz bir şey miydi kaçmak bilmiyorum ama ben hala "öyle" bir şeyin hayali ile uyanıyorum hayattan. ne ilginç ki yalnız kalıp arayıp durduğumda ya da tesadüfen karşılaşmalarda karşımda hep o ince sızıyı ve özlemi buluyorum. eskiden bunları hissettiğimi anımsıyorum o zamanlarda. ve bunların aslında ne kadar tatlı olduğunu da... yaşamayı zaman doldurmaktan ayıran şey zamanın nasıl geçtiğini unutturacak hisler bence. ben o hislerin en acılılarını bile özledim. özlediğimi bile fark etmeyerek çoğu zaman. sen gelince böyle arada, sen ki sadece sen değilsin, onlar, hepiniz - sen iyi bilirsin - bütün bunlar da çıkageliyor. ağlasam da mutlu oluyorum. bu nasıl bir şey... keşke sadece sen ya da o olsa ve kalsa ama maalesef ki herkes ve her şey ve ben artık hiçbirinize erişemeyeceğime nerdeyse eminim.

ama;
çık gel yine,
beklediğimi bilmeden bekliyorum.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

11 Nisan 2013 Perşembe

Kendini Anlatmak


Dağınık olmayan insan için hayat çok zor.
Bütün yarımları tamamlamak çok yorucu çünkü.


28 Şubat 2013 Perşembe

15 Şubat 2013 Cuma

Specialization

"a human being should be able to change a diaper, plan an invasion, butcher a hog, conn a ship, design a building, write a sonnet, balance accounts, build a wall, set a bone, comfort the dying, take orders, give orders, cooperate, act alone, solve equations, analyze a new problem, pitch manure, program a computer, cook a tasty meal, fight efficiently, die gallantly. specialization is for insects."

1 Şubat 2013 Cuma

Hep Yine

Uzun zamandır kabullenmeyi bir türlü başaramadığım bazı şeyleri hazmetme evresindeyim. Mesela artık, binbir emekle yıkanmış, kurutulmuş, ütülenmiş, asılmış o gömleğin giydiğim dakikadan itibaren kırışacağını, ter kokmaya başlayacağını ve günün sonunda kirli sepetini boylayacağını kabul ediyorum. Bütün o emeğin karşılığının sadece bir gün olduğunu biliyorum. İçten içe stres yapıp yau bunu yine nasıl ütüleyeceğim diye düşünmüyorum - çoğu zaman da  ütülemiyorum zaten he he - Aynı şekilde eğer bugün duş alırsam, en geç pazar günü yine duş almak zorunda kalacağım. Duşta geçirdiğim o bir saatin ömrü işte en fazla iki güncük. Sonunda yine orada olacağım. Yine ders çalışacağım. Yine yemek yiyeceğim. Her sabah o yatağı yine toplayacağım ve gece uyumak için bozarken bu sefer üzülmeyeceğim. Çünkü yine, yine, yine....

Hayat hep yine.

31 Aralık 2012 Pazartesi

Yıl Sonu Kapanışı

Öncelikle yeni yılda aradığım ne varsa hepsini ikea'da bulamadım. Pek hediye de alamadım zaten. Almaya da gönlüm yok. Çünkü uyku saatlerimi düzeltmeye çalışıyorum yine, uykusuz ve yorgunum. Hiç de o kalabalık ve sıcak alışveriş merkezlerinde dolanacak halim yok. Bizim cevo çok kalabalık oloyor zaten. Bi de iyi havalandırmıyorlar orayı. Ben gelemem öyle şeye. Bütün bir yıl da bugünü beklemedim hem. Çok eğlenmeyi planlamıyorum bu akşam mesela. Ha, milli piyango biletlerime vurursa ikramiye, o ayrı. O zaman eğlenirim. Onun dışında bu akşam ile ilgili daha çok 2 yıldır bozuk olan uyku düzenimin belini doğrultmak amacıyla bir gün uykusuz kalıp dün geceyi afedersin hayvan gibi uyumama neden olan planımı uygulayarak geçirmek derdindeyim. Yani erkenden uyumayı planlıyorum kısmet olursa. Başka da bir temennim yok. Yok hayır, yalnız ve mutsuz değilim. Sağlığımı önemsiyorum sadece. Biraz da mizaç olarak huysuz olabilirim belki. Ondan.

2012'nin bütününün bir özetini çıkart desen, çıkartamam. Liste yap desen mesela, yoluna soktukların, yapılacaklar listesine aldıkların, başarısız oldukların diye... Onu da yapamam. 2012 benim için yeni kararların, yeni başlangıçların yılı olmadı çünkü. Koskocaman bir süreçti sadece. Çok şükür ki grafiğe vurduğumuzda eksilere düşmedim pek. Ortalaması alınırsa istikrarlı bir yıl oldu. Sürecin nadir olarak sekteye uğradığı, genelinde ilerlemenin ve büyümenin devam ettiği. - bu ne be - "eh" bir dönemdi. Yılın başlarına küçük bir kartopu olarak başlayan ben, işte şimdi yıl sonunda küçük bir dünya kadar oldum. Dünyanın şeyini öğrendim. Maymunlarda 6 çeşit renk körlüğü varmış mesela. Sosyoloji ilminin kurucusu Comte imiş. Kedi çişi kokusunu sirke ve arap sabunu ile çıkartabilirmişsin, çamaşır suyu işe yaramazmış. Bunlar gibi. Bazen de yanlış bildiklerimi düzelttim. Hep kendimi daha iyi hissetmek için bakış açısı geliştirmekten de canım çıktı. Bir noktaya 180derecenin her açısından bakmaya çalıştım. Tam kendi sorup kendi cevap veren, kendiyle konuşan ve karanlıktan hoşlanan biri olacaktım ki yine kendi kendime "daha basit düşün" dedim. Böylece de paçayı kurtarmış oldum.

Çok çalışmadım bu yıl. Daha çok keyif almak için uğraştım. Belki çalışmalıydım, bilmiyorum. Ama sırf aklımdan geçirdiğim -meliyim - meliydim'ler için de canımı çok sıkmamayı öğrendim. Her şeyin istediğim gibi kusursuz olamayacağını biraz geç de olsa sonunda fark ettim yani.

Öyle böyle derken tam tamına 365 gün geçti gitti işte. Geçen yıl çok uzak görünmüyor hala. 2013 için temennim ise, 2012'nin en kısa zamanda bana uzak bir geçmişim gibi gelmesi. Dönüp arkama baktığımda evet, bunları yaşadım, hazmettim, öğrendim ve sayfayı çevirdim, diyebileceğim bir olgunluğa ve huzura erişebileceğim bir yıl olmasını diliyorum 2013'ün. Kendim için isteğim bu. Senin için ve diğerleri için de güzel şeyler düşünüyorum. Yıllar önce izlediğim yeşilçam filmindeki eğlendiğim, hatta belki dalga geçtiğim ama yıllar sonra anlamını kavradığım şarkının sözleri aklımda, herkese, kendilerine ve baktıkları diğer her şeye sevgiyi kattıklarında, oldukları halleri ile de yeni bir şeye sahip olmadan mutlu olabildiklerini fark ettikleri bir yıl diliyorum.

"Hayat sevince güzel, sevince tatlı günler,
 Bir kuşu, kelebeği, bir taşı sevin yeter."


26 Aralık 2012 Çarşamba

Asılacak Yazı

Çok da havalı bir şey sanmıştım böyle konuşmayı. Böyle, kelimeleri özen ile seçip insanları gerçekten kelimeler ile dövebileceğimi sanmayı. Sanki ben böyle karmakarışık bir laf edince herkes bana küçük Dostoyevski diye bakacak diye düşünmeyi. Meğersem benim gibi daha çok varmış, internet hayatımıza girince öğrendim. Hatta insanların az önce bahsettiğim ama tam açıklamadığım bu hevesleri yüzünden twitter adında bir kurum var. Neyse. Zaten ben de öyle yazmayı bıraktım hemencecik. Ama alışkanlık yapmış olacak ki bazen gerçekten sosyolog cümlesi kurabiliyorum. Bilmiyorum, kendimin üstüne gitmeyi istemem. Belki gerçekten kafam karışıktır.

Hımbıllıkla geçen bir günün ardından neden işlerin yolunda olmadığını sorguluyorum. Bir insan hımbıllıktayken işleri kim yoluna sokacak ki? Üşendiğimden mutfağa götüremediğim şu çorba kasesini koltuğumun üstüne koyduğunu görse annem kıyameti kopartır. Ama baktım da şimdi kaşığım da koltuğa yuvarlanmış kasenin içinden ve benim umrumda değil. Ben dejenere bir genç miyim? Galiba az önce tembelliğin tanımını yaptım. Yaşamak, zorunda olduğum şeyleri yaparken çok sıkıcı da sanki hımbıl hımbıl bütün gün otururken her şey çok mu anlamlı? Şimdi de hayatın anlamını çözmüş olabilirim.

Bu gece büyük şeyler olacak.
Ama neyse ki gecenin bitmesine şurda hepi topu 1 saat kaldı.




4 Kasım 2012 Pazar

Göster Gününü

Hayatta bazen agresif olmak gerekir.

Şehir insanlarının çok da yabancı olmadığı bir kavram aslında agresiflik. Hayatta kalmak için kanlarında dolaşan yaşamsal bir sıvı gibi çünkü rekabet filan işte. Wild Life bebeğim.

Ama benim bahsettiğim...

İnsan bazen kendisine karşı da agresif olmalı. Çünkü insanın en büyük düşmanı da dostu da kendisidir.

Ben pamuk şeker olmayı hiç düşünmedim.

Hayatımın en çalkantılı 5 yılını geride bırakırken, olan bitene, bak bu da kronik diye üstüme yapıştırılıp bir de raporu verilen şeye, hissettiğim yoğun korkuya ve hayalkırıklığına verebileceğim en iyi yanıt dünyaya kızmaktı.

Bu süreç hayatıma öylesine yayılmıştı ki günüm otobüs bileti aldığım adamı azarlamakla başlayıp, kaplan gözlerle atılan sivri bakışlarla sonlanmaya başlamıştı bir dönem.

Sevgi ile iletişim kurabildiğim tek canlı türü hayvanlardı. - aslında insanlar konusunda optimum düzeye henüz erişemediğimi belirtmeliyim -


Ama işte her sürecin bir sonu oluyor. İnsan önünde sonunda, işte bir yerinde anlıyor.

Ben de anladım.

Asıl cepheler vücudumun içinde bir yerlerde. Öfke kamuflajının altında bir yerlerde saklı.

Hayatta korktuğum her şey,

Olamadığım her şey,

Yetindiğim her şey,

Umutsuzca arzuladığım her şey....

Ve ben... Aldığı saniyelik kararlarda tam bir fiyasko olan ben, anlamını kavradığım ve içselleştirebildiğim her konuda da bir o kadar ısrarlı ve kararlı olduğumu fark ettim bütün bu sürecin sonunda.

Şimdi, hala agresifim.
Öfkeden gözlerim parlıyor bazen.

Ve bu, bir insanın hayatı boyunca sahip olabileceği en büyük güç belki de.

Ve ben bu defa nereyi vurmam gerektiğini biliyorum.


17 Eylül 2012 Pazartesi

Başka Cennetler

Gidilecek çok güzel bir yer biliyorum demiştim ama aradan nerdeyse 2 yıl geçti ve ben oraya eremedim.

Bunun üzerine "aslolan yoldur" içerikli milyonlarca alıntı yapılabileceğini biliyorum.

Ama bir labirent ya da sürekli içinde dönüp durduğun bir tuzak, yolun anlamını ifade eder mi?

"Yolda olmak"ta, başladığın yere geri dönmek var mıdır?

Kendime vaad ettiğim cennet, ilk günkü kadar uzak. Ben ise, bir söküğünü dikmeye çalışırken patlak veren diğer sökükle, onu yamarken ortaya çıkan bir diğeriyle savaş veren bir yolcuyum. Elbisem biraz dar. Ben bu kalıp ile yapamıyorum.

Bu kalıp beni yolda bırakıyor.

Ben, yol'da kaldım.