İçinde, sürekli hoplayıp zıplayarak yürümek zorunda kaldığım bir evim var.
*4 kişinin paylaştığı bir evden bahsederken "evim" yerine "evimiz" mi demeliydim?... Sanırım sadece kendi odamdan bahsederken aitlik ekini kullanabileceğim bir evimiz var. Evet ve herneyse... - evimiz derken de aitlik eki kullandığımın farkındayım. -
Hoplayıp zıplamak zorundayım çünkü bu bizim evimiz içinde yaşamda kalış biçimimiz. Zira teknolojiyi belli sebeplerden ötürü uzaktan takip eden bir topluluğuz. Aramızdan 3'ü kısmi yeşilay'cı, 2'si iflah olmaz birer çevreci; tekimiz, kanser üzerine yüksek lisans yapan ve evin hemen hemen her köşesinde, farklı zamanlarda kendi kendisiyle konuşurken yakaladığım bir... um, bir.... bir... bir-i. 4.sü ise çeşitli kötü alışkanlıkları bünyesinde barındırmasıyla topluluğumuzun ortak bir bilinç oluşturmasına çentik atan, evimizin içinde sigara dumanının takibi neticesinde bulunması en kolay kişi. Yani nihayetinde "ortak" olmasa da önüne "çoğunluk" sıfatını ekleyebileceğimiz bir hakim görüşü var topluluğumuzun.Bu nedenle ve saydığım tüm bu özelliklerden ötürü yuvamızı kurarken bizim için en "hayırlısının" kablolu bir modem almak olduğu doğrultusunda bir karara varmıştık.
- radyasyon zararlıdır ve kablosuz modem alırsak kanser oluruz, kanser olmamayı başarsak bile ilerde uzaylılara benzeyen çocuklarımız olur... gibi, temeli olmayan ama kişide ciddi ölçüde paranoyaklığa sebep olan ve kafalarımızın üzerindeki konuşma balonunda sık sık rastladığımız cümleler silsilesi -
... Diğer iki oda ile benim odam arasında, bu büyüklükte bir ev için bulunabilecek en uzak mesafe olduğundan şu an ortak alanımızda, bir duvara halı bantları ile yapıştırılmış, ilk bakışta gerek siyah ve küçük olmasından, gerekse ışıklarının yanıp sönmesinden patlayıcı bir madde olarak algılanan ve eve gelen konukların alay konusu haline gelen bir modemimiz var. Bu modemden evin odalarına uzanan kabloların ise yaşayış biçimimizi şekillendirmemiz üzerinde önemli ölçüde etkisi var. Zira minik olduğu kadar karmaşık bir yapıya sahip olan evimizin her köşesi tehlikelerle dolu olduğundan, birinin bu kablolara takılıp düşmesinin ciddi sonuçları olabilir. Bu açıdan evimize sürekli bir diken üstündelik ve tedirginlik hakim. Özellikle de benim açımdan bu evde yaşamak oldukça riskli çünkü şu ana kadar evde gelişen bütün tehlikeli aktivitelerin başrol oyuncusu benim. Özellikle en son gerçekleşen kazada, hastane odasında bayılmadan hemen önceki an hafızama bir daha silinmemek üzere kazındı. Ve bu bilinçaltımda onulmaz yaralara neden oldu ama bu başka bir yazının konusu. Ne diyordum... Evet, durum bu iken, birkaç ay önce özellikle geceleri, temel ihtiyaçlarımızı gidermek için kalkıp bu tehlikeli yolculuğa çıktığımız anlar için zıplayarak yürüme olarak adlandırabileceğim bir çözüm yolu ürettim. Ve bu çözümden, uyku sersemi olduğum için unuttuğum zamanlar dışında çok memnunum. Zıplıyormuş gibi adım atma şeklinde özetleyebileceğim bu hareketi, siz de evinizde güvenle uygulayabilirsiniz. Dışarıdan en kibar tabirle "salak" olarak görünmek dışında herhangi bir zararı olmayan bu çözümümü, blogumu okuyan ve aynı sorundan müzdarip herkese herhangi bir ücret talep etmeden ifşa ediyorum.