Yorgunum.
Hem yetişememekten,
Hem arkada kalanı itmekten.
28 Eylül 2012 Cuma
18 Eylül 2012 Salı
17 Eylül 2012 Pazartesi
Başka Cennetler
Gidilecek çok güzel bir yer biliyorum demiştim ama aradan nerdeyse 2 yıl geçti ve ben oraya eremedim.
Bunun üzerine "aslolan yoldur" içerikli milyonlarca alıntı yapılabileceğini biliyorum.
Ama bir labirent ya da sürekli içinde dönüp durduğun bir tuzak, yolun anlamını ifade eder mi?
"Yolda olmak"ta, başladığın yere geri dönmek var mıdır?
Kendime vaad ettiğim cennet, ilk günkü kadar uzak. Ben ise, bir söküğünü dikmeye çalışırken patlak veren diğer sökükle, onu yamarken ortaya çıkan bir diğeriyle savaş veren bir yolcuyum. Elbisem biraz dar. Ben bu kalıp ile yapamıyorum.
Bu kalıp beni yolda bırakıyor.
Ben, yol'da kaldım.
Bunun üzerine "aslolan yoldur" içerikli milyonlarca alıntı yapılabileceğini biliyorum.
Ama bir labirent ya da sürekli içinde dönüp durduğun bir tuzak, yolun anlamını ifade eder mi?
"Yolda olmak"ta, başladığın yere geri dönmek var mıdır?
Kendime vaad ettiğim cennet, ilk günkü kadar uzak. Ben ise, bir söküğünü dikmeye çalışırken patlak veren diğer sökükle, onu yamarken ortaya çıkan bir diğeriyle savaş veren bir yolcuyum. Elbisem biraz dar. Ben bu kalıp ile yapamıyorum.
Bu kalıp beni yolda bırakıyor.
Ben, yol'da kaldım.
12 Eylül 2012 Çarşamba
8 Eylül 2012 Red Hot Chili Peppers Konseri
Biraz gecikmiş bir yazı belki ama 8 eylül'de, saatler 15:30'u gösterdiğinde ben de santralistanbul'un önündeki kuyruktaydım.
Belki şu an'a kadar konuşulanlardan çok farklı şeyler söylemeyeceğim ama yine de kişisel deneyimimi paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Uzun zamandır müzikten elini, eteğini, kulağını çekmiş biri olarak geçirdiğim en "müziksiz" dönemlerde bile Red Hot Chili Peppers'ın benim için ayrı bir yeri olmuştur. Müzik kültürümün üst seviyelerde olduğunu iddia edemeyeceğim ama aynı sıralama ile, aynı inişler - çıkışlar, aynı sololar ve aynı vokaller eşliğinde yapılan müzikler yüzünden artık belirli bir olgunluğa ulaşmış olduğumu, müziğin çoğu türünün daha genç arkadaşlara hitap ettiğini, dolayısıyla artık bana zevk vermemesinin normal olduğunu düşünerek yaşadığım bu uzaklaşma halinde, kırmızı biberler müzik ile aramda olan ince telli bağların önemli bir kısmını oluşturuyordu.
Bu nedenle İstanbul konserini ilk duyduğumda fazlasıyla heyecanlanmıştım. Fakat yine bir etkinlik için bilet alma işlemini son dakikaya bırakan bir insan olarak, biletlerin tükendiği haberi ile bir nevi yıkıldım. Neyse ki konser gününe yaklaşırken tekrar satışa çıkan biletler umutlarımızı tekrar yeşertti ve bu etkinliğe katılımımız bu şekilde gerçekleşti.
Benim biletim 1. kategoriydi. Daha önceki konser deneyimlerimden de hatırlayacağım üzere 1 demek, önde olmak demekti, Flea'nın gülcemalini dünya gözü ile görmek demekti. İyiydi yani. Konser günü, santralistanbul'a ulaştığımız an'a kadar bu düşüncelerimin verdiği mutluluk sürdü.
Fakat girişte, bizi 1. kategori için yönlendirdikleri kapı, çok kalabalıktı. Ben " bu fakirler 1. kategoriden alamamışlardır kesin" diye içim rahat, yüreğim ferah mecidiyeköy'den hareketlenirken birçok genç arkadaşımız çoktan sıraya dizilmişti bile. Yine bir umut, birkaç " acaba bütün grupları bu kapıdan alıp içeride mi ayırıyorlar" gibi saçmalamalardan sonra içeri adım adım ilerlerken hepimizin 1.kategori olduğunu anladım. Sürekli arkama bakıp, arkamda biriken kalabalığın, " biz yine önlerdeyiz ya" iç rahatlatmasını yaşamaya çalıştıktan sonra, itiş kakış kapılardan geçmeyi başardık ve alana adımımızı attık. Biz alana ulaştığımızda 1. Kategorinin ön sıraları çoktan dolmuştu. Ayrıca hesaba katmadığım bir Platinium, Golden, Bronz gerçeği vardı. Abiler 1. kategori önüne 2 kategori daha açmışlar. Tamam, bileti alırken ben de bunun farkındaydım yani yazıyordu orda böyle böyle çok pahalı şeyler de var diye ama ben o alanların, bütün alanın yarısını kaplayacağını hiç düşünmemiştim. Kesin birkaç zengin alırlar en önü, çerezlerini yiyip ayaklarını yıkatarak izlerler konseri diye düşünürken bildiğin 1. kategori ben, bir anda oldum 3. kategori.
Neyse dedim. 1. kategorinin kaldığı yerden sıraya girdim. Ardından saatler geçmeye başladı. Allahın belası Dj böyle bir konser öncesi kafamızı çeşitli pop remixlerle şey ederken, arkamızdan da akın akın insanlar gelmeye devam ediyordu. 2 saat sonra zeminde sadece ayaklarımın sığabileceği kadar bir alana sahip olduğumu hatırlıyorum. Nefes alacak yer kalmadı resmen. Önümdeki kızın kabarık, kıvırcık saçları ağzımın içindeydi. Sol tarafımızda yer alan 14-16 yaş grubu genç arkadaşlar ise, sigarayı yeni keşfettikleri çağlara denk geldiğinden konser, habire vanilyalı sigaralarını tüttürüyorlardı. Benim midem hassastır. Sigara kullanmam. Yemek yerken aklıma çirkin bir şey gelirse yemek yemeyi bırakırım vs. Şimdi efendim ortalık zaten kalabalık, 4 saat ayakta beklemenin getirdiği yorgunluk, sigara kokusu, adım atacak yer olmaması, ağzımdaki kıvırcık saçlar filan derken e tabi yaş da var şimdi... bana bir haller oldu orda. Bir sıkıntı bastı. Ön grup olan Athena'nın çıkışına kadar dayandım ama Athena performansı başlayınca bu genç arkadaşlar beni dirsekleriyle dövmeye başladılar. Ben de artık ne yapayım, konser öncesi millete dağıtılan s..b..tan stickerlardan birini genç arkadaşın sırtına yapıştırıp alanı terk etmeye koyuldum.
Ama bunu yapmak sandığım kadar kolay değilmiş. Arka taraf buz dağının alt tarafı gibiymiş yani. İnsanlardan izin istiyoruz ama her yer o kadar kalabalık ki onların da çekilebileceği bir alan yok. - organizasyon hakkındaki küfürlerime yazının sonunda yer vereceğim - Neyse efendim itişe kakışa çıktık ordan. En arkada bulunan çimlik bölgeye ulaştık. Yanımda getirdiğim, "otururuz şimdi yere filan, götümüz kirlenmesin" diye yaşlı yaşlı düşündüğüm el emeğim, göz nurum paspasımı bir ağacın dibine koyup üstüne oturdum ve çantamdan çıkarttığım ev yapımı tostumu yemeye başladım. Şu an bu satırları yazarken utandım biraz. Resmen yaşlıyım ben. Neyse. Sonrasında, bütün konser boyunca orda kaldık. Önümüze ardı ardına geçen denyolar olmasaydı uzak ama çok da net bir görüntümüz olacaktı. - şerefsizler - . Kah oturarak kah ayağa kalkıp zıplayarak izlediğimiz konser, duyduğum müzik açısından mükemmeldi. Mükemmel bir performanstı. Yeni albümlerini pek beğenmeyen ve John için nerdeyse ağıt yakan biri olarak en çok eski şarkılarında coştum, duygulandım. Scar Tissue başta olmak üzere, Under the Bridge, Hard To Concentrate, Dani California, Give It Away, By The Way ve Can't Stop bana yetti de arttı bile. Yine de bütün bunlardan daha çok sevdiğim Wet Sand ve Especially In Michigan'ı dinleyemeyeceğimi bilsem de - setlist'i görmüştüm konser öncesi - üzülmedim desem yalan olur. Flea bu konserde de ellerinin üzerinde yürüdü. Ayrıca duyduğu ezan sesini çok sevdiğini, bunu her gün duyabildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu filan söyledi. Sevimli adam vesselam. İşte Türkiye bayrak motifli t shirtler filan, her zamanki konser sevimlilikleri derken Give it away ile sona geldik. - ondan sonra da acayip bir solo vardı bu arada - ve akabinde, çıkışlara doğru ilerlemeye başladık.
Yine de dünya gözü ile benim için bu kadar anlamı olan bir grubu İstanbul'da görmek çok güzeldi.
*Benim yorumlamam bu kadar.
Belki şu an'a kadar konuşulanlardan çok farklı şeyler söylemeyeceğim ama yine de kişisel deneyimimi paylaşmak üzere huzurlarınızdayım. Uzun zamandır müzikten elini, eteğini, kulağını çekmiş biri olarak geçirdiğim en "müziksiz" dönemlerde bile Red Hot Chili Peppers'ın benim için ayrı bir yeri olmuştur. Müzik kültürümün üst seviyelerde olduğunu iddia edemeyeceğim ama aynı sıralama ile, aynı inişler - çıkışlar, aynı sololar ve aynı vokaller eşliğinde yapılan müzikler yüzünden artık belirli bir olgunluğa ulaşmış olduğumu, müziğin çoğu türünün daha genç arkadaşlara hitap ettiğini, dolayısıyla artık bana zevk vermemesinin normal olduğunu düşünerek yaşadığım bu uzaklaşma halinde, kırmızı biberler müzik ile aramda olan ince telli bağların önemli bir kısmını oluşturuyordu.
Bu nedenle İstanbul konserini ilk duyduğumda fazlasıyla heyecanlanmıştım. Fakat yine bir etkinlik için bilet alma işlemini son dakikaya bırakan bir insan olarak, biletlerin tükendiği haberi ile bir nevi yıkıldım. Neyse ki konser gününe yaklaşırken tekrar satışa çıkan biletler umutlarımızı tekrar yeşertti ve bu etkinliğe katılımımız bu şekilde gerçekleşti.
Benim biletim 1. kategoriydi. Daha önceki konser deneyimlerimden de hatırlayacağım üzere 1 demek, önde olmak demekti, Flea'nın gülcemalini dünya gözü ile görmek demekti. İyiydi yani. Konser günü, santralistanbul'a ulaştığımız an'a kadar bu düşüncelerimin verdiği mutluluk sürdü.
Fakat girişte, bizi 1. kategori için yönlendirdikleri kapı, çok kalabalıktı. Ben " bu fakirler 1. kategoriden alamamışlardır kesin" diye içim rahat, yüreğim ferah mecidiyeköy'den hareketlenirken birçok genç arkadaşımız çoktan sıraya dizilmişti bile. Yine bir umut, birkaç " acaba bütün grupları bu kapıdan alıp içeride mi ayırıyorlar" gibi saçmalamalardan sonra içeri adım adım ilerlerken hepimizin 1.kategori olduğunu anladım. Sürekli arkama bakıp, arkamda biriken kalabalığın, " biz yine önlerdeyiz ya" iç rahatlatmasını yaşamaya çalıştıktan sonra, itiş kakış kapılardan geçmeyi başardık ve alana adımımızı attık. Biz alana ulaştığımızda 1. Kategorinin ön sıraları çoktan dolmuştu. Ayrıca hesaba katmadığım bir Platinium, Golden, Bronz gerçeği vardı. Abiler 1. kategori önüne 2 kategori daha açmışlar. Tamam, bileti alırken ben de bunun farkındaydım yani yazıyordu orda böyle böyle çok pahalı şeyler de var diye ama ben o alanların, bütün alanın yarısını kaplayacağını hiç düşünmemiştim. Kesin birkaç zengin alırlar en önü, çerezlerini yiyip ayaklarını yıkatarak izlerler konseri diye düşünürken bildiğin 1. kategori ben, bir anda oldum 3. kategori.
Neyse dedim. 1. kategorinin kaldığı yerden sıraya girdim. Ardından saatler geçmeye başladı. Allahın belası Dj böyle bir konser öncesi kafamızı çeşitli pop remixlerle şey ederken, arkamızdan da akın akın insanlar gelmeye devam ediyordu. 2 saat sonra zeminde sadece ayaklarımın sığabileceği kadar bir alana sahip olduğumu hatırlıyorum. Nefes alacak yer kalmadı resmen. Önümdeki kızın kabarık, kıvırcık saçları ağzımın içindeydi. Sol tarafımızda yer alan 14-16 yaş grubu genç arkadaşlar ise, sigarayı yeni keşfettikleri çağlara denk geldiğinden konser, habire vanilyalı sigaralarını tüttürüyorlardı. Benim midem hassastır. Sigara kullanmam. Yemek yerken aklıma çirkin bir şey gelirse yemek yemeyi bırakırım vs. Şimdi efendim ortalık zaten kalabalık, 4 saat ayakta beklemenin getirdiği yorgunluk, sigara kokusu, adım atacak yer olmaması, ağzımdaki kıvırcık saçlar filan derken e tabi yaş da var şimdi... bana bir haller oldu orda. Bir sıkıntı bastı. Ön grup olan Athena'nın çıkışına kadar dayandım ama Athena performansı başlayınca bu genç arkadaşlar beni dirsekleriyle dövmeye başladılar. Ben de artık ne yapayım, konser öncesi millete dağıtılan s..b..tan stickerlardan birini genç arkadaşın sırtına yapıştırıp alanı terk etmeye koyuldum.
Ama bunu yapmak sandığım kadar kolay değilmiş. Arka taraf buz dağının alt tarafı gibiymiş yani. İnsanlardan izin istiyoruz ama her yer o kadar kalabalık ki onların da çekilebileceği bir alan yok. - organizasyon hakkındaki küfürlerime yazının sonunda yer vereceğim - Neyse efendim itişe kakışa çıktık ordan. En arkada bulunan çimlik bölgeye ulaştık. Yanımda getirdiğim, "otururuz şimdi yere filan, götümüz kirlenmesin" diye yaşlı yaşlı düşündüğüm el emeğim, göz nurum paspasımı bir ağacın dibine koyup üstüne oturdum ve çantamdan çıkarttığım ev yapımı tostumu yemeye başladım. Şu an bu satırları yazarken utandım biraz. Resmen yaşlıyım ben. Neyse. Sonrasında, bütün konser boyunca orda kaldık. Önümüze ardı ardına geçen denyolar olmasaydı uzak ama çok da net bir görüntümüz olacaktı. - şerefsizler - . Kah oturarak kah ayağa kalkıp zıplayarak izlediğimiz konser, duyduğum müzik açısından mükemmeldi. Mükemmel bir performanstı. Yeni albümlerini pek beğenmeyen ve John için nerdeyse ağıt yakan biri olarak en çok eski şarkılarında coştum, duygulandım. Scar Tissue başta olmak üzere, Under the Bridge, Hard To Concentrate, Dani California, Give It Away, By The Way ve Can't Stop bana yetti de arttı bile. Yine de bütün bunlardan daha çok sevdiğim Wet Sand ve Especially In Michigan'ı dinleyemeyeceğimi bilsem de - setlist'i görmüştüm konser öncesi - üzülmedim desem yalan olur. Flea bu konserde de ellerinin üzerinde yürüdü. Ayrıca duyduğu ezan sesini çok sevdiğini, bunu her gün duyabildiğimiz için çok şanslı olduğumuzu filan söyledi. Sevimli adam vesselam. İşte Türkiye bayrak motifli t shirtler filan, her zamanki konser sevimlilikleri derken Give it away ile sona geldik. - ondan sonra da acayip bir solo vardı bu arada - ve akabinde, çıkışlara doğru ilerlemeye başladık.
Bu konserin benim için anlamı büyüktü. Fakat, yerimi terk etmek zorunda kalıp bütün konseri en arkalardan, ekran görüntülerinden izlemiş olmam, yorgunluğum, genç arkadaşların benim bildiğim rhcp ruhuna uygunsuzluğu, - eline sigara almayı matah bir şey sanmak, sürekli ilgi çekmeye çalışmak, şarkıları bilmemek vs - , organizasyonun büyük bir fiyasko olması - alanda adım atılacak tek yerin olmaması, 1. kategori diye 3. kategoriyi kakalamak, bir bardak suyun 3 tl olması, su ve yiyeceğin yeterli sayıda olmaması, alandan çıkışta yaşanan sorunlar vs - yüzünden istediğim, hayal ettiğim büyülü an'ı bir türlü yaşayamadan, biraz buruk, biraz mutlu ayrıldım oradan.
Yine de dünya gözü ile benim için bu kadar anlamı olan bir grubu İstanbul'da görmek çok güzeldi.
*Benim yorumlamam bu kadar.
Şehir Tiyatroları
Tiyatro izlemeyi seven ama hep son dakika bilet aramaya başlayan bir insan olarak bu yıl nasıl olduysa erkenden akıl edip tiyatrolar ne zaman açılıyormuş diye bir göz gezdireyim dedim. İyi ki de demişim. Çünkü şehir tiyatrolarında bir sürü oyun 13 eylül itibariyle sahnedeymiş.
Fırsat bu fırsat, hazır güzel güzel yerlerden, güzel güzel boş koltuklar varken güzel oyunlara, şimdiden birkaç oyun için rezervasyonumu yaptım.
Aranızda belki benim gibi yumurta kapı olayını sık sık yaşayanlar vardır diye, şimdiden bir hatırlatayım dedim.
Güzel oyunlar, henüz boş olan koltuklarla güzel seyircilerini bekliyor.
* Bilmeyenler için, İBB Şehir Tiyatroları internet sayfasından rezervasyon ya da bilet alımı yapılabilmekte.
İlgilenenler için adres:
http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Anasayfa.aspx
Fırsat bu fırsat, hazır güzel güzel yerlerden, güzel güzel boş koltuklar varken güzel oyunlara, şimdiden birkaç oyun için rezervasyonumu yaptım.
Aranızda belki benim gibi yumurta kapı olayını sık sık yaşayanlar vardır diye, şimdiden bir hatırlatayım dedim.
Güzel oyunlar, henüz boş olan koltuklarla güzel seyircilerini bekliyor.
* Bilmeyenler için, İBB Şehir Tiyatroları internet sayfasından rezervasyon ya da bilet alımı yapılabilmekte.
İlgilenenler için adres:
http://www.ibb.gov.tr/sites/sehirtiyatrolari/tr-TR/Sayfalar/Anasayfa.aspx
1 Eylül 2012 Cumartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


