Öncelikle yeni yılda aradığım ne varsa hepsini ikea'da bulamadım. Pek hediye de alamadım zaten. Almaya da gönlüm yok. Çünkü uyku saatlerimi düzeltmeye çalışıyorum yine, uykusuz ve yorgunum. Hiç de o kalabalık ve sıcak alışveriş merkezlerinde dolanacak halim yok. Bizim cevo çok kalabalık oloyor zaten. Bi de iyi havalandırmıyorlar orayı. Ben gelemem öyle şeye. Bütün bir yıl da bugünü beklemedim hem. Çok eğlenmeyi planlamıyorum bu akşam mesela. Ha, milli piyango biletlerime vurursa ikramiye, o ayrı. O zaman eğlenirim. Onun dışında bu akşam ile ilgili daha çok 2 yıldır bozuk olan uyku düzenimin belini doğrultmak amacıyla bir gün uykusuz kalıp dün geceyi afedersin hayvan gibi uyumama neden olan planımı uygulayarak geçirmek derdindeyim. Yani erkenden uyumayı planlıyorum kısmet olursa. Başka da bir temennim yok. Yok hayır, yalnız ve mutsuz değilim. Sağlığımı önemsiyorum sadece. Biraz da mizaç olarak huysuz olabilirim belki. Ondan.
2012'nin bütününün bir özetini çıkart desen, çıkartamam. Liste yap desen mesela, yoluna soktukların, yapılacaklar listesine aldıkların, başarısız oldukların diye... Onu da yapamam. 2012 benim için yeni kararların, yeni başlangıçların yılı olmadı çünkü. Koskocaman bir süreçti sadece. Çok şükür ki grafiğe vurduğumuzda eksilere düşmedim pek. Ortalaması alınırsa istikrarlı bir yıl oldu. Sürecin nadir olarak sekteye uğradığı, genelinde ilerlemenin ve büyümenin devam ettiği. - bu ne be - "eh" bir dönemdi. Yılın başlarına küçük bir kartopu olarak başlayan ben, işte şimdi yıl sonunda küçük bir dünya kadar oldum. Dünyanın şeyini öğrendim. Maymunlarda 6 çeşit renk körlüğü varmış mesela. Sosyoloji ilminin kurucusu Comte imiş. Kedi çişi kokusunu sirke ve arap sabunu ile çıkartabilirmişsin, çamaşır suyu işe yaramazmış. Bunlar gibi. Bazen de yanlış bildiklerimi düzelttim. Hep kendimi daha iyi hissetmek için bakış açısı geliştirmekten de canım çıktı. Bir noktaya 180derecenin her açısından bakmaya çalıştım. Tam kendi sorup kendi cevap veren, kendiyle konuşan ve karanlıktan hoşlanan biri olacaktım ki yine kendi kendime "daha basit düşün" dedim. Böylece de paçayı kurtarmış oldum.
Çok çalışmadım bu yıl. Daha çok keyif almak için uğraştım. Belki çalışmalıydım, bilmiyorum. Ama sırf aklımdan geçirdiğim -meliyim - meliydim'ler için de canımı çok sıkmamayı öğrendim. Her şeyin istediğim gibi kusursuz olamayacağını biraz geç de olsa sonunda fark ettim yani.
Öyle böyle derken tam tamına 365 gün geçti gitti işte. Geçen yıl çok uzak görünmüyor hala. 2013 için temennim ise, 2012'nin en kısa zamanda bana uzak bir geçmişim gibi gelmesi. Dönüp arkama baktığımda evet, bunları yaşadım, hazmettim, öğrendim ve sayfayı çevirdim, diyebileceğim bir olgunluğa ve huzura erişebileceğim bir yıl olmasını diliyorum 2013'ün. Kendim için isteğim bu. Senin için ve diğerleri için de güzel şeyler düşünüyorum. Yıllar önce izlediğim yeşilçam filmindeki eğlendiğim, hatta belki dalga geçtiğim ama yıllar sonra anlamını kavradığım şarkının sözleri aklımda, herkese, kendilerine ve baktıkları diğer her şeye sevgiyi kattıklarında, oldukları halleri ile de yeni bir şeye sahip olmadan mutlu olabildiklerini fark ettikleri bir yıl diliyorum.
"Hayat sevince güzel, sevince tatlı günler,
Bir kuşu, kelebeği, bir taşı sevin yeter."
31 Aralık 2012 Pazartesi
The Hobbit İçin Yazdığım Lirik Şiir Çalışmam
Geldin işte sinemalara,
Verdik yine onca para,
3d gözlük aldık 349223. kere,
Sen ne güzel filmdin the hobbit
Gollum çıktı diye şaşırdılar,
Kitabı okumadan geldiler,
Çok da ses yaptılar,
Yine de izledik seni the hobbit
Yeni Zelanda'yı iyice belledik,
Hobbit köyü pek sevdik,
Guillermo Del Toro da screenplay'e katkı yapmış,
Daha ne isteriz senden the hobbit
Cüce kral için ne güzel oyuncu seçmişsiniz,
Bilbo Baggins'in gençliğini de iyi yapmışsınız,
Müzikleriniz de bir hoş olmuş,
Sen ne güzel filmsin the hobbit
Gelecek seneye yine bekleriz,
Duyduk ki ikincisini de çekecekmişsiniz,
Yüzüklerin Efendisi'ni bi daha olsa çekmem desen de bunu da çektin,
Sen ne güzel yönetmensin Peter Jackson
Haydi gelin hepimiz the hobbit'e gidelim,
Bu sene de böyle mutlu bitsin,
Allah tamamına erdirsin,
Sen ne güzel filmsin the hobbit
Verdik yine onca para,
3d gözlük aldık 349223. kere,
Sen ne güzel filmdin the hobbit
Gollum çıktı diye şaşırdılar,
Kitabı okumadan geldiler,
Çok da ses yaptılar,
Yine de izledik seni the hobbit
Yeni Zelanda'yı iyice belledik,
Hobbit köyü pek sevdik,
Guillermo Del Toro da screenplay'e katkı yapmış,
Daha ne isteriz senden the hobbit
Cüce kral için ne güzel oyuncu seçmişsiniz,
Bilbo Baggins'in gençliğini de iyi yapmışsınız,
Müzikleriniz de bir hoş olmuş,
Sen ne güzel filmsin the hobbit
Gelecek seneye yine bekleriz,
Duyduk ki ikincisini de çekecekmişsiniz,
Yüzüklerin Efendisi'ni bi daha olsa çekmem desen de bunu da çektin,
Sen ne güzel yönetmensin Peter Jackson
Haydi gelin hepimiz the hobbit'e gidelim,
Bu sene de böyle mutlu bitsin,
Allah tamamına erdirsin,
Sen ne güzel filmsin the hobbit
26 Aralık 2012 Çarşamba
Asılacak Yazı
Çok da havalı bir şey sanmıştım böyle konuşmayı. Böyle, kelimeleri özen ile seçip insanları gerçekten kelimeler ile dövebileceğimi sanmayı. Sanki ben böyle karmakarışık bir laf edince herkes bana küçük Dostoyevski diye bakacak diye düşünmeyi. Meğersem benim gibi daha çok varmış, internet hayatımıza girince öğrendim. Hatta insanların az önce bahsettiğim ama tam açıklamadığım bu hevesleri yüzünden twitter adında bir kurum var. Neyse. Zaten ben de öyle yazmayı bıraktım hemencecik. Ama alışkanlık yapmış olacak ki bazen gerçekten sosyolog cümlesi kurabiliyorum. Bilmiyorum, kendimin üstüne gitmeyi istemem. Belki gerçekten kafam karışıktır.
Hımbıllıkla geçen bir günün ardından neden işlerin yolunda olmadığını sorguluyorum. Bir insan hımbıllıktayken işleri kim yoluna sokacak ki? Üşendiğimden mutfağa götüremediğim şu çorba kasesini koltuğumun üstüne koyduğunu görse annem kıyameti kopartır. Ama baktım da şimdi kaşığım da koltuğa yuvarlanmış kasenin içinden ve benim umrumda değil. Ben dejenere bir genç miyim? Galiba az önce tembelliğin tanımını yaptım. Yaşamak, zorunda olduğum şeyleri yaparken çok sıkıcı da sanki hımbıl hımbıl bütün gün otururken her şey çok mu anlamlı? Şimdi de hayatın anlamını çözmüş olabilirim.
Bu gece büyük şeyler olacak.
Ama neyse ki gecenin bitmesine şurda hepi topu 1 saat kaldı.
Hımbıllıkla geçen bir günün ardından neden işlerin yolunda olmadığını sorguluyorum. Bir insan hımbıllıktayken işleri kim yoluna sokacak ki? Üşendiğimden mutfağa götüremediğim şu çorba kasesini koltuğumun üstüne koyduğunu görse annem kıyameti kopartır. Ama baktım da şimdi kaşığım da koltuğa yuvarlanmış kasenin içinden ve benim umrumda değil. Ben dejenere bir genç miyim? Galiba az önce tembelliğin tanımını yaptım. Yaşamak, zorunda olduğum şeyleri yaparken çok sıkıcı da sanki hımbıl hımbıl bütün gün otururken her şey çok mu anlamlı? Şimdi de hayatın anlamını çözmüş olabilirim.
Bu gece büyük şeyler olacak.
Ama neyse ki gecenin bitmesine şurda hepi topu 1 saat kaldı.
19 Aralık 2012 Çarşamba
Come Baby Come Baby Come To Me
Uyandığımda saat 14:12 idi. Aklımda nedense bu şarkı var, Jennifer Lopez miydi? Yıllar öncesinden geliyor, eski. Neyse.
Yaklaşık iki hafta önce bir karar almıştım. Muhtaç durumda olan bir hayvanı sahiplenip, iyileştirip yuvalandırmaya vesile olacaktım. Bu sebeple Haysev'in facebook sayfasını takip etmeye başladım. Bilmeyenleriniz için "geçici yuva" diye bir kavram var. Zor durumda olan bir köpeği- kediyi. bir kuşu, kelebeği sahiplenene kadar misafir edebiliyorsunuz evinizde. Ben de bu kategoride bir köpeğe evimi açmaya karar verdim ve Merter Barınağı'nda yaşayan 2 yaşlarında güzel labrador melezi ile tanışıklığımız böyle başladı. Sokakta yaşayan bir köpekmiş, doğumu sırasında barınağa kaldırılmış, doğumdan sonra kısırlaştırma ameliyatı yapılmış fakat ameliyat sırasında az kalsın hayatını kaybediyormuş. Biraz çileli yani 2 yıllık yaşamı. Daha öncesinde de sokakta çok mutlu değilmiş. - Onu sokaktayken de besleyen bir insan ile görüşmüştüm, ordan biliyorum bütün bunları - .
Yaklaşık iki hafta önce bir karar almıştım. Muhtaç durumda olan bir hayvanı sahiplenip, iyileştirip yuvalandırmaya vesile olacaktım. Bu sebeple Haysev'in facebook sayfasını takip etmeye başladım. Bilmeyenleriniz için "geçici yuva" diye bir kavram var. Zor durumda olan bir köpeği- kediyi. bir kuşu, kelebeği sahiplenene kadar misafir edebiliyorsunuz evinizde. Ben de bu kategoride bir köpeğe evimi açmaya karar verdim ve Merter Barınağı'nda yaşayan 2 yaşlarında güzel labrador melezi ile tanışıklığımız böyle başladı. Sokakta yaşayan bir köpekmiş, doğumu sırasında barınağa kaldırılmış, doğumdan sonra kısırlaştırma ameliyatı yapılmış fakat ameliyat sırasında az kalsın hayatını kaybediyormuş. Biraz çileli yani 2 yıllık yaşamı. Daha öncesinde de sokakta çok mutlu değilmiş. - Onu sokaktayken de besleyen bir insan ile görüşmüştüm, ordan biliyorum bütün bunları - .
Bu fotoğraf, onu barınaktan almaya gittiğimiz günkü hali.
Adını Arap koymuşlar sanırım orada ama biz Melo dedik hep. 5 Aralık'ta Merter Barınağı'ndaydık onun için. Merter Barınağı ilginç bir yer. Barınak ama hiçbir köpeği, kedi varsa kediyi göremiyorsunuz. Sadece sesleri duyuluyor kapalı kapılar ardından. İçerisi nasıl bilmiyorum ama söylenenlere göre küçük kafesler şeklinde dizayn edilmiş bir yer. Neyse, gittik meramımızı anlattık. Bekletildik ve en sonunda Melo, boynuna geçirilen bir halka ile içerden çıkartıldı. Çok heyecanlıydı. Yerinde duramadı ilk karşılaştığımızda. Sonra, önceden ayarladığımız bir taksi içine yerleştirdik Melo'yu ve Mecidiyeköy'e doğru harekete geçtik. Veterinere götürdük. Yıkattık, Aşılarını yaptırdık. Derisinde açılmalar ve birkaç ısırık izi vardı, onlar için vitaminler aldık. Maalesef Melo'nun ameliyat yeri mikrop kapmış barınakta. Onun da birkaç gün süren tedavisinin ardından Melo şuna benzedi :
Bu, benim köpekle ilk imtihanımdı. Daha önce sokak köpeklerini beslediğim, sevdiğim çok oldu ama en son Özkan ile yine sokakta köpek beslerken, köpek biraz heyecanlı davranınca elimdeki mamaları Özkan'a fırlatıp kaçmışlığım da vardır. Evet ehm. Çok seviyorum ama hep bir zarar mı görürüm endişesi de var yani bende. Belki çoğumuzda olan şeydir bu çünkü ben ne zaman sokakta bir sokak köpeğini sevmeye başlasam yanıma mutlaka birkaç kişi daha yanaşıyor, yemek uzatıyorlar, seviyorlar. Sanırım insanların böyle yanaşma konusunda bir çekinceleri var. Ben bu zamana kadar beslediğim, sevdiğim bir köpek dışında diğerlerinden hiçbir şekilde böyle aksi bir davranış görmedim.O da mahallenin köpeğiydi, hali ile biraz şımarıktı. Sonradan aramızda konuşup anlaştık kendisi ile de. Neyse işte ben bir cesaret evimi açtım ama ne durumda nasıl davranılması gerektiğini filan hep yaşayarak öğrendim. Toplamda 10 gün misafirim oldu Melo. Çok iyi huylu bir kızdı. Birbirimizi çok sevdik. Oyun oynadık. Beraber uyuduk ve beraber sıkıldık. Birçok insan sokak köpeklerinin kötü huylu olabileceğini düşünür, tuvalet eğitimi olmadığı için istemez. Belki cins köpek sahibi olmak ister filan ama Melo sokak köpeği olmasına rağmen tuvaletini dışarı dolaşmaya çıktığımızda yapıyordu, mutfağa girmesini yasaklamıştım. Ben yasakladıktan sonra mutfağa hiç girmedi. Gitmeden önceki son günlerinde iyice yakın arkadaş triplerine girmiştik. Pati atmalar, pati ile dürtmeler filan... Kısacası, çok iyi anlatamadığımı biliyorum çünkü yaşamak bambaşka bir şey ama evinize böyle bir canlıyı geçici de olsa misafir etmek, derdine biraz derman olmak ve ilk günden itibaren verdiğiniz karşılıksız sevgiye, karşılıksız sevgi almak müthiş bir şey.
Melo, evimizde 10 gün boyunca konaklarken, Haysev sayfasında yeni fotoğrafları ile kalıcı yuva arayışımız da sürüyordu. Bu konuda, melo'ya ulaşmamızda bize yardımcı olan, daha doğrusu melo'dan haberdar olmamızı sağlayan bir haysev gönüllüsünün payı da büyüktür. Kendisi Melo'yu ilk aldığımızda kalıcı yuva için arayışlarını arttıracağını, destek olacağını söylemişti bize ve gerçekten de öyle yaptı. Onun da desteği ile birlikte Melo'ya kısa süre içinde kalıcı yuva bulundu. Ve ayın 15'inde Melo pet nakil ile Ankara'ya, kalıcı yuvasına doğru yola çıktı. Ne yalan söyleyeyim hüzünlü bir ayrılıktı. Sanırım bu sürecin en zor kısmı bu. Ama bizim içimiz biraz da hemen yeni yuvasına gidemediği için, pet nakil'deyken ne olduğunu anlamadığı ve üzüldüğü için buruldu. Sanırım elden yeni sahibine teslim etseydik bu kadar üzülmezdim. Uzun hikayenin kısası bu işte. Melo 10 günün ardından şu an yeni yuvasında. Hala peşini bırakmış da değilim, fotoğraflarını takip ediyorum, yeni sahibi ile görüşüyoruz. Ve mutlu olduğunu biliyorum. -Eşek sıpası ilk gün onlara da pati vermiş -
Bu yazıyı sanırım şunun için yazıyorum. Psikopatlık derecesinde olan hayvanseverlerden biri değilim. Haysev'in sayfasında gezinirken böyle insanlarla çok karşılaştım. Bir keresinde çok önemli bir sağlık problemi yüzünden hayvanını sahiplendirmek isteyen birinin birçok insan tarafından azarlanıldığına bile şahit oldum. Bence bu doğru değil. Ama, önümüz kış ve sokaklarda, barınaklarda üşüyecek, aç kalacak köpekler ve kediler var. Ne bileyim eğer hayvan seven bir insansanız, dışarda görüyor içiniz acıyor ama cesaret edemiyorsanız diye... Bu cesaret edilebilir bir şey. Bu kış, zor durumda olduğunu gördüğünüz bir hayvana yardım edin. Maddi açıdan yeterli iseniz tedavi ettirebilirsiniz. Sadece soğuk bir gecede evinizi açabilirsiniz. En olmadı dışarıya onların korunabileceği bir alan oluşturabilir ya da biraz yiyecek ve su bırakabilirsiniz.
Yeni kentsel dönüşüm çok acayip bir şey. İnsanlardan başka canlıların şehir hayatında bir yeri yok. Ama ben, sokağa çıktığımda mahallenin kedisi arap'ın kafasını okşamayı seviyorum. Hemen üst caddemizdeki evli çift ve bir yancıdan oluşan köpek ailesi ile karşılaşınca mutlu oluyorum. Mecidiyeköy'ün nadir çimlik alanında uyuyan sokak köpeği ile oynamak beni rahatlatıyor. Ve kağıt toplayan bir adamın peşine takılan, her gece onunla dolaşan aksak patili o köpeğin her seferinde bana o aksayan patisini uzatmasından büyük bir üzüntü duyuyorum. Belki şehir hayatında yaşayan insanlar için bütün bunlar biraz fazla ayrıntı ama ayrıntılara bakmadan şehir hayatı bence çok sıkıcı.
https://www.facebook.com/haysev eğer benim gibi düşünüp harekete geçmek isterseniz ilanları burdan takip edebilirsiniz.
Ya da bugün, mahallenizdeki hayvanları fark etmeyi deneyebilirsiniz.
Mutlu günler.
18 Aralık 2012 Salı
O giderken köpek de giderdi peşi sıra. Bir adım atsa, arkasından hızla koşarak gelir önünde durur ve ona bakardı. Yeni evlerine taşınırken de aynı heyecan ile yürümüşlerdi o kaldırımda. Güzel ev, güzel hayat, güzel köpek. İsteyecek çok şeyi olmayan bir insanın yapacağı gibi zamanının bir bölümünü heyecan duygusuna olan özlemi ile geçirirdi. Yeni bir şey buldu mu da deli gibi mutlu olur, her dışarı çıktığında kafesinden ilk defa ayrılmış bir köpek gibi hiç bir kokuyu, hiçbir yüzü, hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemezdi. Bu, insana çok şey öğretir. Öyle biriydi ve öyle olmaktan hoşnuttu. Özlem duyduğu vakit uğraşacak şeyi hep bulurdu. Gider dolabını toplar, yapılacaklar listesi hazırlar, alışverişe çıkar, eksik bir şeyi illa ki tamamlardı. Eksik bir şeyi tamamlamak bir insanın hayatındaki her türlü boşluğu doldurabilecek yoğunlukta tatmin sağlayan bir şeydir çünkü. O da bunu biliyor, bilmese bile hissediyordu. Bunca zaman gördüğü geçirdiği her şeyden bir şey öğrenmesi gerektiğini bilmiş ve buna göre davranmıştı. Aslında hayatında eksik olan o büyük parçayı hayatının her köşesine bu şekilde yaymıştı. Yeni bir şey öğrenmek için aç olarak uyanıyordu her gün. Davranışlarını yokluyordu, sözlerini yokluyordu, diğer insanları izliyordu, köpeklere bakıyordu.... Ne bileyim işte. Kendinin farkında olmasının uç sınırlarında olan bir insandan bahsediyoruz. Öğrendiği her yeni şey ile kendini biçimlendirebilen biri... Ve yeni biçimini aynanın karşısına geçip coşku ile izleyen.. coşkusu kuşkusuz bunun bir son olmadığını bildiğinden ileri geliyordu. Bu son halin değil, bu gözler daha çok değişecek, gördükleri ile başka biçimler alacak her baktığında aynaya... İçindeki bu ses ile ayna karşısından ayrılır ve içindeki çoşkuyu bir süreliğine daha koruyarak günün sorumluluklarını almaya başlardı.
Ve aynı kalmaktan neden bu kadar çok korktuğunu bilirdi.
Ve aynı kalmaktan neden bu kadar çok korktuğunu bilirdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
